Ünlü Kişiler

Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı"Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ" derken, üçüncü Kemal, gene Balkanlar'da (Üsküp) doğmuş büyük şair Yahya Kemal Beyatlı'dır. Kendisi; Atatürk döneminde 1 Mart 1935'te V.Dönem ve 3 Nisan 1939'da VI.Dönem Tekirdağ Milletvekilliğini yapmış, Tekirdağ'a olan bağlılığını ve ilgisini şiirinde "Fetihler Ufku Tekirdağ" sözleriyle ifade etmiştir. İşte bu nedenle Tekirdağ'dan "Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ" diye söz etmek yanlış ve anlamsız sayılmamalıdır.

2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbul'da Vefa Lisesi'nde tamamladı. Paris'e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızca'sını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris'ten döndükten (1912) sonra, İstanbul'da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923),

Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu.

Büyükelçi olarak Pakistan'a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris'te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel'in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.

Paris'e gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua'da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür.

Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul'da yarattığı için, Yahya Kemal'deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı.

Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemal'i Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyeti'ne bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Bu Enstitü'nün yayımlamaya başladığı Yahya Kemal Külliyatı'nda şairin ilk üçü şiirlerini; diğeri makale, deneme ve anılarını derleyen şu eserleri çıktı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikayeler (1968), Siyasi ve Edebi Portreler (1968), Edebiyata Dair (1971), Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973), Tarih Müsahabeleri (1975), Bitmemiş Şiirler (1976), Mektuplar-Makaleler (1977) Hakkında yayımlanan kitapların sayısı yirmiyi geçer.

Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan

Tekirdağ'lı Hüseyin PehlivanÜnlü sporcularımız içerisinde Türk güreşine damgasını vuran 1934-1942 yılları arasında 9 yıl üst üste olmak üzere toplam 13 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elde eden Cihan pehlivanı Hüseyin Pehlivan (Hüseyin ALKAYA) vardır. Bu rekoru kıran henüz olmamıştır.

Baş Pehlivanlığı 13 yıl muhafaza eden Tekirdağlı Hüseyin Pehlivanı tanımayan onun ününü duymayan yok gibidir. Tekirdağ adını bütün Türk halkına tanıtan Hüseyin Pehlivan 1908 yılında Kırcaali'nin Alkaya köyünde doğmuş 14 yaşında güreşe başlamış ve 1927 yılında ailesiyle Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç ederek Tekirdağ'a yerleşmiştir. Dolayısıyla bundan sonra da Tekirdağlı lakaplarıyla ün bulmuştur.kendisi aynı zamanda Koca Yusuf'un çırağıdır. Hüseyin Pehlivan 10 Şubat 1982 yılında vefat etmiştir.

Tekirdağlı hemşerileri Hüseyin Pehlivan'ın heykelini şehre giriş kavşağına dikerek (Cumhuriyet Meydanı) Ona karşı kadirşinaslık örneği vermişlerdir.

Onu şimdi 8 Kasım 1946 tarihinde kendi dilinden tanımaya çalışalım.

"1324-1908 yılında Kırcaali'nin Alkaya köyünde doğdum. Sayadım köyümün adıdır. Babam Osman çiftçilik ve bakkallık ederdi. Güreşe meraklı olmakla birlikte yalnız bayramlarda güreşirdi. Aynı köyde ve ellibeş yaşında öldü. Bende ilk güreş merakı ağabeylerim Ali ve Bekir'den görerek başladı. On dört yaşıma gelince her ikisini yendim. Kardeşlerim çok kabiliyetli olduğumu görünce beni hiçbir işe sokmadılar. Biz çalışırız sen güreşi ilerlet dediler. On beş yaşımda evlendim. On dokuz yaşıma geldiğimde civarımızdaki bütün pehlivanları yenmiş bulunuyordum. Bulgaristan'da son güreşimi Elmalı yaylasında Koşukavak panayırında 120 kiloluk bir Bulgar ile yaptım. Bulgarı üst üste birkaç defa yendiğim halde kabul edilmedi. Üstelik gece beni öldürmeye kalktılar.

Bunun üzerine pasaport alarak ailem ile 1927'de Tekirdağ'a geldim. Çiftlikönü mahallesinde bir ev tuttum. Bir gün bu ev üzerimize yıkıldı.kayınpederim ve kayınvalidem, baldızımın iki kızı, üç komşu kadın öldüler. Allah karımı ve çocuklarımı esirgedi. Tekirdağ'da yaptığım güreşlerde yenildim. Beni 1929'da yenenlerin başında Uzunköprülü Hüseyin gelir.

Bunun üzerine hayatımı kazanmak için çapaya gittim. Bu sıralarda yeni harfleri okuyup yazmayı öğrendim. Memleketimde yalnız bir yıl okula gitmiş eski yazıyı bile belleyememiştim. Ailemi geçindirmek için bir yandan mütemadiyen çalışıyor fakat güreşten kendimi alamıyordum. 1929 Ramazanında İstanbul'a gittim. On beş gün güreştim. Ramazan'ın on beşinden sonra Bayburtlu Kara Yusuf benimle beraber dört genç pehlivanı Samsun'a götürdü. Samsun ve civarında dört ay kaldık. Hiç para kazanamadım fakat pehlivanlıkta piştim. Samsun'dan sonra ilk güreşimi Düzce'de yaptım.

Burada Baş Pehlivan Cemal ile karşılaştım ve başaltına güreştim. Güreşimiz 6 saat sürdü ve yenişemedik. Bundan sonra beni hep başa güreştirdiler. Güreşlerini dikkatle takip ettiğim ve beraber gezerek faydalandığım ustalarım Mandıralı Ahmet, Kara Ali Manisalı Rıfat, Çoban Mehmet'ten başka Mülayim, Cemal, Çoban Mahmut, Molla Mehmet, Şumnulu Arif gibi rakipler ile karşılaştım. Bunla arasında 1929'dan 1933'e kadar birçok güreşler yaptım ve kendimi ezdirmedim. 1933'ten sonra aramız ciddileşti. Daima mertçe tutuştuk. Nihayet 1936'da Eminönü Halk Evi Başpehlivanlık güreşi tertip etti. Burada 1935'in baş pehlivanı Kara Ali'yi Mülayimi, Afyonlu Süleyman'ı Arif'i yenerek başpehlivanlık kemerini aldım. Taksimde üst üste üç yıl tekrarlanan bu güreşleri daima kazandım.

Büyük Atatürk başarılarıma alaka gösterdi. Beni Çoban Mehmet ve Büyük Mustafa ile Florya'ya çağırarak güreştirdi. Bizi iltifatları ve bahşişleriyle sevindirdi.

1938 kışında, organizatör Asım Rıdvan ile Paris'e gittim. Önce derecemin anlaşılması için hususi kulüplerde elli pehlivan ile güreştim. Bir hafta içinde ve geceleri oldu. Karşıma çıkanları en çok on dakikada yendim. Sonra Finlandiyalı, Bulgar ve Fransız olmak üzere dört tanınmış pehlivan ile otuz bin seyirci önünde karşılaştım. Dördünü de on beşer dakikada yere vurdum.

Bunu üzerine organizatör Raul Paul beni odasına çağırdı. Fransız şampiyonu deglen ile yapacağım üç maçı kaybedersem on bin Türk lirası vereceğini söyledi. Damarlarımdaki Türk kanı buna asla müsaade etmedi. Yabancı bir memlekette baş pehlivan sıfatıyla temsil etmekte bulunduğum şerefi her şeyin üstünde olduğundan bu şeref için almak değil her şeyimi vermeğe her an hazır olduğumdan teklifi derhal reddettim. Mertçe karşılaşmama imkan verilmedi. Memleketime döndüm.

1939 Kırkpınar güreşlerinde Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğü tarafından Kurt Dereli Mehmet pehlivan adına altın bir kemer ortaya kondu. Bu kemer üst üste üç yıl baş pehlivanlığı muhafaza edenin olacaktı. Azmim ve kuvvetim ile bunda da muvaffak oldum ve kemeri aldım. 1942 Kırkpınar güreşlerinde Babaeskili İbrahim baş pehlivan ilan edildi ise de sonra onu birkaç kere yendim. Bilhassa Afyonda bir dakikada sırtını yere getirdim.

Şimdi otuz sekiz yaşındayım. Yüz on kiloyum. Boyum 178 ensem 52 santimdir. Kuvvetimden hiçbir şey kaybetmedim. Karşıma çıkacak her pehlivanı yenmeğe hazırım. Baş pehlivan oluncaya dek en büyük rakibim Mülayim idi. Onunla belki elli güreş yaptım. Önce çorluda yendim sonra karşımda dayanamadı. Baş pehlivan oluncaya kadar hiçbir resmi ve hususi yardım görmedim. Türkiye'ye gelince yuvamı sevdiğim Tekirdağ'da kurup geliştirdiğim için kendimi Tekirdağlı olarak tanıttım. Tekirdağ vilayeti kendisine kazandırdığım şerefe mukabil bana bir ev hediye etmek istedi.

General Kemal Balıkesir ve Vali Sakıp Beygo'nun teşebbüsleri ile işe başlandı. Fakat harp dolayısıyla Sayın General Tekirdağ'dan ayrılınca inşaat yüz üstü kaldı. Belediye kamyonlarının getirdiği birkaç metre küp taş ile Tekirdağ şoförlerinin taşıdığı kumdan başka yardım görmedim. Planı genişçe tutulan bu evi yalnız başıma yaptırmak zorunda kaldım. Bununla beraber bir ev sahibi olmama yol açan ve yardım eden şahıslara teşekkür borcumdur. Bugün içinde rahat ediyor ve birkaç kuruş kira alıyorum. Besim, Muhsin, Metin adlarında üç oğlum, Ayten adında bir kızım var.

Pehlivanlıkta esas kuvvet ve akıldır. İnsanın akıllızı pehlivan olur sözü bu sporu sevmeyenlerin uydurmasıdır ve yanlıştır. Bütün sporcular gibi ben de sağlam kafanın sağlam vücutta bulunacağına inanıyorum. Güreşte aklın rolü büyüktür. Sade kuvvet ile galip gelinmez. Güreşte yüz altmışaltı oyun vardır. Bunları yerine ve adamına göre kullanmak bir zeka işidir. Ben şimdiye kadar hiç içki kullanmadım. Hatta kahve bile içmedim. Ama artık bunları tek tük yapıyorum. Diğer pehlivanlarımıza bakarak benim bilhassa belim ve ensem kuvvetlidir, göğsüm geniştir. Yaptığım asıl güreş serbest güreştir. Devletçe ehemmiyet verilen alafranga, halkın sevdiği yağlı güreşlerdir. Yenilerden Yaşar Doğu'yu ve Celal Atik'i beğeniyorum. Yağlıda Babaeskililer; Sındırgılı Şerif, Karacabeyli Hayati, Lüleburgazlı Ali ve Ahmet, Hayrabolulu Süleyman, Manisalı Halil aynı ayardadırlar. Şimdi İngiltere'ye ve Amerika'ya gitmek, Türkün malum kuvvetini onlara da göstermek istiyorum…

TEKİRDAĞ TARİHİNE İLİŞKİN ÜNLÜ KİŞİLER

Turhan Oğulları: Turhan Oğulları Rumeli'nin alınmasında Süleyman Paşa ile beraber bulunmuş, önce Malkara dolayında yerleşmiş ve kuruluş devrimiz boyunca milletimize Şanlı hizmetlerde bulunmuş bir ailedir. Bu aileden yetişen en ünlü kişiler sıra ile Paşa Yiğit, Turhan Bey ve Ömer Bey'dir. Bu ailenin Saruhanlı yürüklerinin başında Rumeli'ye geçtikleri anlaşılmaktadır.

Paşa Yiğit: Süleyman Paşa ile beraber Rumeli'ye geçen ünlü akıncı başbuğudur. I.Murat ve Yıldırım Beyazıt zamanlarında Üsküp Beyliği, birinci Kosova'da öncü komutanlığı yapmıştır. Kabri Keşan ve Uzunköprü arasındaki linyitleri ile anılmış Paşa Yiğit veya Paşaköy'dedir.

Turhan Bey: Paşa Yiğit Bey'in oğludur. II.Murat ve Fatih devirlerinin sayılı komutanlarındandır. Kabri Malkara'nın kuzeyinde, Edirne iline bağlı (Kırkkavak) köyündedir. Turhan Bey burada bir külliye yaptırmıştır. II.Murat zamanında Yunanistan, Mora ve Arnavutluk üzerine yaptığı parlak akınlar ile buralarda devletin güvenliğini sağlamıştır. Turhan Bey tarihimize Mora fatihi 1446 ve ikinci Kosova'da Macarlar'a ağır darbeyi indiren komutan olarak geçmiştir.

Turhan Oğlu Ömer Bey: Turhan Bey'in en büyük ve tanınmış oğludur. Türbesi Malkara'daki Camisinin yanındadır. 1458'de Fatih ile beraber Mora'nın geri alınmasında bulundu. O sırada Atina'yı aldığı için Fatih gibi büyük bir padişahın takdirini kazandı. Fatih onun için "Din ve devlet böyle bir yerin teshirinden dolayı Turhan Oğlu'na nasıl müteşekkir olmasın" demiştir. 1462'de Eflak'da Kazıklı Voyvoda ile çarpıştı. Bosna'nın alınmasında büyük yararlıkları görüldü. Venedik şehri üzerine Türk tarihinin en şanlı akınlarından birini yaptı. 1473 Otlukbeyi savaşından, öncü komutanı Murat Paşa'nın yanlışı yüzünden Uzun Hasan Bey esir düştü. Böyle iken Uzun Hasan'ın karşısında daima Fatihi övdü. Uzun Hasan Bey Ömer Beyin yiğitliğine sadakatine hayran kaldı ve onu öldürmekten vazgeçti. Bu esaretten kurtulduktan sonra Arnavutluk'un alınmasına öncü komutanı olarak katıldı. II.Beyazıt zamanında Çukurova'da Mısır Memlukları ile yapılan savaşlarda bulundu, yine önemli kahramanlıkları ve hizmetleri görüldü.

Ayas Paşa: Ayas Paşa Mısır'ın alınmasından önemli hizmetler görmüş ve Tomanbay'ı ele geçirmiştir. Kanuninin bütün seferlerine katılmış ve sonunda sadrazamı olmuştur. Preveze zaferi onun sadrazamlığında kazanılmıştır. 1539 yılında vebadan ölen Ayas Paşa'nın Vize-Saray dolayında geniş toprakları ve ormanları vardı. Saray'da camisi, okulu, medresesi, imareti ve hamamı ile bir külliye yaptırmıştır. Külliyeye adı geçen mallarını vakfetmişti. Bu gün külliyeden yalnız cami ve hamam kalmıştır. Ayas Paşa İstanbul'dan Saray'a sık sık gelirdi. Sonraları Ayas Paşa Camisinin avlusu Kırım Han ve Giraylarının kabristanı olmuştur.

Rüstem Paşa: Kanuni Süleyman'ın damadı ve sadrazamı olan Rüstem Paşa Tekirdağ şehrine camisi, hamamı, medresesi, imareti ve hücreleri, kütüphanesi ile güzel bir külliye, ayrıca iki fil ayağı üzerinde duran altı kubbeli bir bedesten yaptırmıştır(1552). Şimdi camisi, bedesteni ve çarşısı ayakta kalan bu eserlerin mimarı Koca Sinan'dır. Rüstem Paşa'nın bundan başka Büyük Karıştıran'da bir Kervansaray'ı ve Hayrabolu'da hamamı vardı. Fakat bunlar yıkılmıştır. Adı geçen hayatına Tekirdağ'da bulunan birçok mahzen, tabakhane ve dükkanlarını Malkara ve Hayrabolu'nun içindeki ve köylerindeki gayrimenkullerini bağışlamıştı. Şimdi Tekirdağ'ın en değerli tarih ve mimarlık eseri adı geçen cami ve bedestendir.

Şair Ahmedi Sarban: Kanuni devrinde yaşamış ve Irak seferine katılmıştır. Deve kollarının komutanı olarak yaşadığı ve yerleştiği Hayrabolu'da 1545 de öldü. Melamiye-i Bayramiye tarikatının pirliğine yükselmişti. Bunun için halk tarafından Sarban Baba adı ile anılmakta ve türbesinde saygı görmektedir. Şiirlerinde (Kaygusuz)adını da kullanırdı. Üsküdar Selim Ağa kütüphanesinde, haşim Paşa defteri 87 numarada basılmamış divanı vardır.

Malkara'lı şair Nev'i: 1533 de Malkara'da doğmuştur. Bilgin, müderris ve şairdi. Saray'da şehzadelere hocalık etmiştir. Şiirleri daha çok tasavvuf yolunda olup arkadaşı Baki'nin şiirleri kadar güzeldir. Divanı ve ayrıca basılmamış bilim kitapları vardır. Ünlü şair, bilgin ve kadı Atayi (Ataullah) Nev'i'nin oğludur. O da şiirler ve değerli eserleri ile tanınmıştır.

Sadrazam Tekirdağ'lı Bekri Mustafa Paşa: Yeniçerilikten yetişmiştir. 1679'da yeniçeri ağası olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın idamından sonra bir aralık başkomutan olmuş, fakat başarı gösterememiştir. Kanije Valiliği, Seddülbahir Komutanlığı ve tekrar yeniçeri ağalığı yaptıktan sonra 1688 de sadrazam olmuştur. Fakat eğlenceye düşkün ve yetersiz bir vezir olduğundan iki yılı doldurmadan işinden çıkarılarak Malkara'ya gönderilmiş, iki ay sonra orada ölmüştür. 1690

Kaptanı Derya Tekirdağ'lı Gazi Hasan Paşa: Her ne kadar Cezayirli Gazi Hasan Paşa adı ile tanınmış ise de aslen Tekirdağ'lıdır. Büyük ve dikkatli bir tarihçi olan Cevdet Paşa ile Netayic-ül Vukuat yazarı Mustafa Paşa ve Enveri Tekirdağ'lı olduğunu bildirirler. Hasan Paşa 1715 de Tekirdağ'da doğmuştur. Çocukluğunda çok yaramazdı. Delikanlı olunca asker ocağına girerek Avusturya savaşlarına katıldı ve yiğitlikler gösterdi. Bu tarihlerde Garp ocaklarının İstanbul'daki temsilcileri kendi gemileri ile Marmara kıyılarını dolaşarak korsanlık edecek, gözü pek maceracı askerler toplarlardı. Hasan Avusturya savaşından dönünce böyle bir gemi ile Cezayir'e gitti. Ne yaman bir insan olduğunu daha yolda gösterdiği için çabucak parladı. Arapları yıldırdı ve düşmanları çoğaldı.

Bu durum karşısında III.Mustafa zamanında Türkiye'ye gelerek kaptan oldu. İşte bu sebeple kendisine Cezayirli Hasan denmiştir. Cezayirli Hasan Bey önce Ruslar'la yaptığımız Çeşme deniz savaşında büyük bir ün kazandı. Sonra Limni ve Midilli adalarını Ruslar'ın elinden kurtardı.

Çanakkale boğazını güven altına aldı. Kazandığı zafer ve başarı üzerine Üç Tuğlu vezir ve kaptanı derya oldu. Suriye'de Tahir Ömer, Mora'da Arnavut, mısır'da Kölemen beyleri isyanlarını bastırdı. 1788 Osmanlı-Rus savaşında Kaptanı Derya, Serasker ve Sadrazam olarak önemli hizmetler gördü. Çok yaman bir vezir olduğu için (Makam-ı saradeteşan ve herkesin havf helecan verdi). Tarihçi Vasıf onun için: "Gelir ol Vezir-i Kahir kılıcı bir elde kanlı Savul ey gönül yolundan ki yaman geliştir bu" demiştir. Sadrazamlığında yetmiş yaşında, fakat gücü yerinde idi. Devletin yönetimini kuvvetli pençesine aldı. Esaslı işlere girişti. Padişah III.Selim kendisine yolladığı fermanda "Sana istikbal-ı tam verdim. Cüzi ve külli umu-ı devleti dest-ı sadıkanene ihale ve tefviz ettim" dedi.

Hasan Paşa düşmanımız olan Ruslar'a ve Avusturyalılar'a karşı 1790 yılında Prusya ile bir ittifak hazırladı. Tam bunu imzalayacağı sırada Hummayı Muhrikaya tutularak 23 Mart 1789 tarihinde vefat etti. Gazi Hasan Paşa Namık Kemal'den sonra gelen en büyük Tekirdağ'lıdır.

O, devrinin Barbaros Hayrettin'idir. Baron de Tot ile işbirliği yaparak Deniz Mühendishanesini kurmuştur. Deniz erleri için kışla yaptırmıştır. Doğru, yiğit, korkusuz, güçlü bir devlet adamı idi. Arslana ve ata merakı vardı. Beslediği Arslanları yanında bağsız gezdirir ve yatırırdı. Atla kırk elli basamak çıkıp inerdi.

Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Ulaşım

Bölümler

  • Şehirlerimiz +

    Trakya Şehir Tanıtımları Devamı
  • İstatistikler +

    Trakya hakkındaki ayrıntılı bilgiler. Devamı
  • Haberler +

    Güncel Trakya haberleri. Devamı
  • 1. Balkan Savaşı +

    1nci Balkan Savaşının tüm ayrıntıları Devamı
  • Fotoğraflar +

    Fotoğraf Galerileri Devamı
  • Türküler +

    Trakya Türküleri Devamı
  • Linkler +

    Trakya içerikli siteler Devamı
  • Karayolları Haritası +

    Türkiye Karayolları Haritası Devamı
  • 1

Kaynakça

Sitemizde yayınlanan içerik bölge illerinin valilik, kaymakamlık, belediyelerinden ve sosyal medyadan derlenmektedir. Yayınlanan içerikte hak sahibiyseniz lütfen bizimle iletişime geçiniz. Ayrıca sitemizdeki fotoğrafların orijinal boyutta olan versiyonları istek üzerine verilebilir.