GAZİ SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ (KÜÇÜK AYASOFYA KİLİSESİ)

Mimar Sinan Mahallesi iç ve dış surlar arasında bulunan yapı VI. Yüzyılda Jüstinyen döneminde Dionysos mabedinin temelleri üzerine bazilika planında yapılmıştır. Ahşap çatı, taş ve tuğladan inşa edilmiş olan kilisenin üç apsisi vardır. İçerisinde üçer sütunlu, iki sütun dizisi sonraki yıllarda payelere dönüştürülmüştür. Ahşap çatı bir süre sonra yıkılmış, XII. - XIII. yüzyıllarda yerine yüksek kasnaklı bir kubbe oturtulmuştur. Kubbenin dışında kalan yerlerde tonoz örtü sistemi kullanılmış ve böylece Bizans Mimarlığında görülmeyen değişik bir plan düzeni ortaya çıkmıştır.

Aya İrini Kilisesinde olduğu gibi burası da altı bazilika, üstü kapalı Yunan haçı planında karmaşık bir mimari düzenindedir.

Üst galeriye çıkışı sağlayan ahşap merdivenler günümüze kadar gelememiştir. Yapının Bizans döneminde fresklerle bezeli olduğu, günümüze kadar gelen izlerden anlaşılmaktadır. Güney nefteki Deesis kompozisyonu oldukça harap olmuş Naos’un güneybatısında ne olduğu anlaşılmayan başka bir fresk izi ile karşılaşılmıştır. Bunun yanı sıra Ermeni bir asilzadenin kızı olan ve Nicephoros Drunganion isimli Vize askeri birliğinin komutanı ile evlenen Vize’li Maria’nın fresk izine rastlanmıştır. Yapı Osmanlı hakimiyeti sırasında Gazi Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüştür. Yakın geçmişe kadar kullanılan yapı 1997 yılında Kırklareli Müzesi ile Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü öğrencileri tarafından temizlenmiş ve bakımı yapılmıştır.

Ayasofya’nın Türk dönemi ise özellikle süsleme açısından son derece hareketlidir. Yaklaşık beş ayrı kalem işi ile iki ayrı zamanda yapılmış suluboya süslemeleri ile karşılaşılır. Prof. Dr. Engin BEKSAÇ ve Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL’un araştırmalarına göre Türk döneminde Büyük Camii veya Süleyman Paşa Camii adıyla bilinen yapının, büyük bir olasılıkla adını Boğdan seferi sırasında duyuran Hadım Süleyman Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş olabileceği söylenmektedir. Diğer adı geçen Mihaloğullarından Süleyman Bey ile I. Murat’ın kardeşi Süleyman Bey olmaları biraz zayıf görülen ihtimaller arasında olduğu ancak Vize’nin Osmanlı tarafından ilk fethi sırasında Süleyman Paşa adıyla camiye çevrilen yapının, daha sonraki yıllarda şehri kuşatan kişilerin adının da Süleyman olması nedeniyle yapının adının, Süleyman olarak devam etmesini sağlamış olabildiği söylenmektedir.

2004 yılı Kasım ayında türbe-mezarlıkta yapılan araştırmada, Osmanlı'da askeri rütbeleri simgeleyen kavuk simgeli kırık bir mezar taşında “Merhum ve manfur Yedek Süleyman Paşa Acem Feran İbni Süleyman ruhu için Allah rızası için Fatiha” yazmaktadır. Süleyman Paşa olarak geçen, İran uyruklu Süleyman oğlu Süleyman Paşa yedek ünvanından da anlaşılacağı üzere dönemin Vize’deki en büyük askeri yetkili kişisi olan Ayasofya Kilisesini camiye dönüştüren Gazi Süleyman Paşa olması üzerinde durulmuştur

2004 yılı Kasım ayında Ayasofya Kilisesi içinde bulunan Osmanlıca yazılı mezar taşlarını okunması amacıyla yapılan çalışma sonrasında ise 5 adet bulguya rastlandı. Bunlar:

1. Küçük bir mezar taşı : "El merhume fetihzade sahip sultan hanı zevcine fatiha H. 1183"
2. Küçük bir mezar taşı : "Merhumenin ruhu için fatiha H. 1252"
3. Küçük bir mezar taşı : "H.1228"
4. Küçük bir mezar taşı : "Fatma Hatunun ruhu için fatiha H.1052"
5. Büyük ve kırık iki parçası bulunan üçüncü parçası olamayan bir kitabe veya mezar taşı: "Mübarek ismi ekber izzeti hem resulun fahri alem şahikevneyn hürmeti ile kabrimin ravzeyi cenntül ola il alemin gece gündüz ulema hizmeti Muhammed Keraklı Ağanın zevcesi / Süleyman / ruhuna H. 1190 / : taştaki kırık ve okunamayan kısımlar

AYASOFYA ve AZİZE MARIA

Yıllarca Vize’de çalışmalar yapan değerli hocalar Prof. Dr. Engin BEKSAÇ ve Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL’un araştırmalarına göre; Maria aslında Ermeni bir asilzadenin kızıdır. Genellikle Azize Maria diye anılır. Kendisi I.Basileios’un İmparatorluğu sırasında (867-886) İstanbul’a göç etmiş ve aynı imparator zamanında küçük bir thema olan ve Drungarios diye adlandırılan ve Vize askeri komutanı olan Nicephoros ile evlenmiştir. Nicephoros, Bulgar Çarı Symeon’a karşı 894-896’da yapılan harekat sırasında Vize birlik komutanı olmuş bir subaydı. İşte buradaki Drungariosluğu sırasında kendisi savaşta iken kesin olmamakla birlikte karısının, hizmetçisi ile kendisini aldattığını öğrenmişti. Ancak başka hipotezler içinde de bu aldatmaların fazla olduğudur. Fakat bunun yanında kendisinin aynı zamanda çok dindar bir kadın olduğu da kabul edilmektedir.

Oldukça karışık ve ne yazık ki bugünkü şartlarda hangisinin doğru olduğunu anlamak pek mümkün görülmemektedir. Ancak uşağı ile kendisini aldattığını öğrenen Nicephoros Maria’yı hergün sürekli olarak dövmeye başlar. Sonunda kocasının dayaklarına dayanamayan Maria, 902/3 yılında kanamadan ölür. Harvard Üniversitesinden Alice-Mary TALBOT’un yayınlamış olduğu 'Holy Women of Byzantium Ten Saints' Lives in English Translation' adlı araştırma dosyasında ise bu olayın Nicephorosun kardeşinin Marianın kendisini aldattığını Nicephoros’a söylemesi neticesinde Nicephoros’un sürekli Maria’yı dövdüğü ve bu olaylardan birinde Maria’nın Nicephoros’tan kaçarken başını bir taşa vurması sonucunda kanamadan öldüğü yönündedir. Nicephoros ile evli kaldığı sürede doğan iki oğlundan Baanes askerliği tercih etmiştir. İkinci oğlu Stephan ise Anadolu’da keşiş olarak yaşamaya başlamış Symeon adını almıştır.

Maria ise öldükten sonra Vize'de Psikoposluk Kilisesine gömülmüştür. Ancak ölümünden dört ay sonra mezarı ziyaretçi akımına uğramaya başlamıştır. İnsanlar şifa bulmak için mezarına gelmeye başlamışlardı. Dört ay sonra mezarına gelenler cesedin hiç bozulmadığını ve halen yaralarından kan geldiğini belirtmişlerdir. Harvard Üniversitesinden Alice-Mary TALBOT’un yayınlamış olduğu 'Holy Women of Byzantium Ten Saints' Lives in English Translation' adlı araştırma dosyasında belirtilen mucizelerden birininde mezardan ışıklar geldiği yönündedir. İşte bu mucizevi olayın hemen ardından Nicephoros rüyasında Maria’yı görmüştür. Ona küçük bir kilise yaptırmasını ve roliklerini oraya taşıtmasını söylemiştir. Kocası da böylece onun azizelik mertebesine ulaştığını kabul ederek ona bir şapel yaptırmıştır. Bir grup insanla cesedi taşınırken cesedin hala bozulmadığı tespit edilmiştir.

Ancak cesedin taşınırken şapelin din adamları ile Nicephoros arasında uzun tartışmalar çıkmıştır. Akın akın gelen insanların bıraktıkları gelirlerin kaybolması açıkça din adamlarının hiç işine gelmemişti. İşte yeni yapılan kliside de mucizeler birbirini takip etmeye devam etmiştir. Ayrıca buraya bir de Maria’nın freski yapılmıştır. Sonunda Nicephoros’da 923 yılında ölünce aynı kiliseye gömülmüştür. Bu yıllar Vize’nin Çar Simeon tarafından kuşatma içinde olduğu yıllardır.

Her tarafı yakıp yıkan Simeon bu kiliseye hiç dokunmamıştır. Nicephoros’un mezarı mermer bir lahitte, klisenin sol tarafında idi. 927’de Simeon’un ölümünden sonra Vize tekrar Bizanslıların eline geçince Maria’nın iki oğlu Vize’ye döndüler ve ebeveyinlerinin vücutlarını başka yere nakletmeye karar verdiler, sonunda babalarının mezarını kilise dışına çıkardılar. Maria’nın vücudu 25 sene sonra bile, hiç bozulmamıştı. Babalarından boşalan lahite ise annelerini koymuşlardı. Ardından Kilise de manastırın merkezi haline gelmiştir. Vize’de olan ve ardından bütün Bizans’ta meşhur bir azize haline gelen Maria’nın bu yapıları hangileri idi? Sorusu uzun süre bilim adamlarını meşgul etmiştir. Trakya’nın 1920-22 yılları arasında Yunan işgali sırasında eski eserler müfettişi olan Lampousiades Vize Ayasofya Kilisesinde Grekçe bir yazı okumuş ancak bu yazı bir daha görülmemiştir.

Aynı yerde 1960’ta burada araştırma yapan C.Mango’da bu yazıyı görememiştir. Lampousiades’ten olduğu gibi aktarma yapmıştır. S.Eyice’nin 1969 yılında yapmış olduğu çalışmada da bu yazıya rastlanılmamıştır. Ancak mevcut kayıtlardan bu yazının kilisenin sol kuzey tarafında olduğunu ve Maria’nın mezarının da burada olduğu biliniyor. 1995 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde yapılan temizlik çalışmalarında sıra nartex kısmına gelince burada yaklaşık 1 metre civarında bir toprak topluluğu ile karşılaşıldı ve bu dolgu taşınmaya başlanınca nemden duvardaki badananın da parça parça düştüğünü, hemen alttan ise oldukça sağlam bir fresko çıktığı tespit edildi. Temizlikten sonra şefaat dileyen bir figür ile karşılaşıldı ve bu figürün altında ise ilk satırı tamamen bozulmuş diğer satırlarından bazıları nemden kurtulmuş bir kitabeye rastlandı. Bu Lampousiades’un bahsettiği kitabe idi.

Maria’nın adı ile birlikte anılan Marta ismine anlam vermek oldukça zordur. Bu kitabe bir dua olmasına karşın pek fazla tanınmıyordu. Beşinci sıradaki bu isimlerden Marta belki freskoyu yaptıran olabilir. Nicephoros’un lahdi dışarıda camiye giden yol üzerindeki temizlik sırasında parçalar halinde ele geçmiştir. Ayasofya’nın hemen yakınındaki bir yer altı mezar odası ile açılan bir yol sayesinde ortadan kalkan ancak apsis günümüze sağlam halde ulaşan kilise bu konumda dikkat çekmektedir. C. Mango’nun Piskoposluk Kilisesi olarak kabul ettiği ancak, Maria’nın Kilisesinin bu olmadığı yolundaki görüşü mantıklı gözükmektedir. Ancak açık bir yorumlama bulunmamaktadır. Ayrıca Ayasofya’nın da bir tek başlık altında bakmakta büyük bir hata ortaya konulabilir. Çünkü Ayasofya’da hemen hemen 10 dönem gözükmektedir.

Bunlardan ilki hiç şüphesiz bugün temelleri gözüken Piskoposluk Bazilikasıdır ki, bunun güney pastophorium hücresi batıdan kesilerek mezar şapeli haline getirilmiştir. İkinci büyük evre ise bugün görülen alt plandaki bazilikadır. Bu Piskoposluk Bazilikasıdır. Maria’ya yapılan özel şapel ise Stranonlu Kilise olabilir. Ardından Maria’yı büyük ihtimalle X. Yüzyılda tekrar yapılan Ayasofya’ya gömmüşlerdir. XIII. Yüzyılda Yunan Haçı üst yapısı eklenmiştir.Sonuçta Maria önce Ayasofya’ya sonra Stranonlu Kilise’ye ardından tekrar Ayasofya’ya gömülmüştür. Nicephoros ise ilk Ayasofya’nın kalıntılarından güney pastophoriumun kesilerek mezar şekli haline getirilen bölümüne gömülmüş olabilir. Böylece Maria Bizans satında bir kilise, bir şapel yapılmasına ve bir manastır kompleksinin çekirdeğinin konulmasına temel teşkil etmiştir. Ayrıca Azizelik mertebesiyle Hristiyan dini içinde kendine sonsuza dek uzanan bir yer edinmiştir.

VİZE KALESİ

Yapılan araştırmalar sonunda Vize’de Roma dönemine ait bir sur onarım kitabesi bulunmuştur. Burada "Aulus Pores oğlu Firmus ile Kenthes oğlu Rytes oğlu Aulus Kenthes ve Hyakinthus oğlu Rabdus idaresi altında kale burçları inşa edilmiştir." diye bir yazı bulunmaktadır ve M.S. II. yüzyıla aittir. Şehrin kuzey batısını kuşatmaktadır. İlk inşasının M.Ö. 72-76 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra Bizans döneminde Jüstinyen (527-565 yıllarında) tarafından tekrar ihya edilmiştir. Muntazam kesme iri taşların üst üste yerleştirilmesi ve aralarına sağlam bir harçla bağlanması suretiyle yapılmıştır. Temeldeki iri kitleler 50x80 ile 100x150 cm. arasındadır.

Şehrin kuzeyindeki sur bedenlerinde muntazam kesilmiş mavimtrak taşlar da kullanılmıştır. Bu yapının Geç Bizans döneminde (Paleoglar Devri) yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Kale iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. Yüksek burç ile güneybatısında dere kenarında bulunan burcun yapımına XII.yüzyıl sonu Commenler devrinde başlanmış, Paleoglar devrinde tamamlanmıştır. Halen eski Vize şehri surlarının batı ve güney kısmı ayaktadır. Güney surları 3-4 metre yüksekliğine kadar korunabilmiş büyük taş bloklarla yapılmıştır. Yapı şekilleri birbirinin aynı olup kapı uzunluğu dört metredir.

Bugün Asmakayalardan gelen derenin kenarında alt kule, iki kaplama duvarı arasına yerleştirilmiş bir moloz işçilikle inşa edilmiştir. Alt kısmı tonozlu bir mahzene sahiptir ve bugün tamamen bodur ağaçlar ile kaplıdır. Hemen üzerinde yer alan ahşap kiriş noktaları bunun çok katlı olduğunu açıkça belli eder. Yaklaşık 10x15m. ölçülerindeki kulenin ortasında bir de kuyu ağzı yer almaktadır. Kulenin surlara bakan cephesinde dikdörtgen bir giriş dikkat çekmektedir. Ayrıca dereye bakan cephede mazgallar görünmesine karşın tepeden gelen suyun aktığı tarafta mazgal gözükmemektedir.

Kalenin en alt noktasında yer alan yuvarlak kulenin büyük ihtimalle bu su kulesi ile irtibatı vardır. Herhalde onun korunması için yapılmış olması gerekir. Büyük ihtimalle herhangi bir saldırı sırasında şehrin suyunun kesilmesine karşın bu su kulesi büyük bir hizmet vermekteydi. Ayrıca bu su kulesinin Kale ile arasında dikdörtgen bir alt yol olması geleneği vardır ve son araştırmalarda bu kanal da ortaya çıkarılmıştır. İleride eğer arkeolojik bir kazı yapılırsa büyük bir ihtimalle bu kanal da bulunacaktır. Bu kule, dereden akan suyu bir kanal ile kuyuya indirmekte ve sarnıcında saklamakta, belirli bir yüksekliğe ulaştığında da kaleye aktarmaktaydı.

KIYIKÖY KALESİ

Kıyıköy kasabasını önemli oranda kuşatan yapı Bizans dönemine ait olup VI. Yüzyılda Jüstinyen devrinde yapılmıştır. IX. ve X. Yüzyıllarda tamir gördüğü üzerindeki harçtan anlaşılmaktadır. Kale, güneyde Kazandere, kuzeyde ise Pabuçdere arasında denize doğru uzanan bir yamaçta kurulmuştur. Kalenin batı cephesi düz araziye inmektedir. Doğu cephesi ise zemine kadar tahrip edilmiştir. Yıkılmayan yerlerinden surların kesme muntazam taşlarla kaplı, içinin moloz dolgu olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde duvar kalınlığı 2.20 m. yükseklik ise 2.50 m. dolayında korunmuştur.

İkinci kapının yanındaki surların yüksekliği 5 m. yi bulur. İkinci burç bugün mevcut değildir. Buradaki surlar 6 m. ye kadar yükselmektedir. Güney surların güneyinde gizli kapısı olup, kaleden bu kapıya 180 basamak merdivenle inilir. Saray kapısı bugüne kadar iyi korunmuştur. Tuğla üzerine kesme blok taş kaplamadır. Üçüncü burçtan altıncı burca kadar 13 m. genişliğinde bir müdafaa hendeği vardır. Vize kapısı taş tuğla ve hatıllarla örülmüş, Kültür Bakanlığı İstanbul Rölöve Müdürlüğü tarafından 1991 yılında restore edilmiştir.

ANTİK TİYATRO (ODEON)

1995 Yılında Kırklareli Müzesi Başkanlığında Müze Müdürü Zülküf YILMAZ, Trakya Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi öğrencilerinin katılımı ile Vize Çömlektepe Höyüğü kazısına başlanmış, yaklaşık 3 yıl süren kazı sonunda Türkiye Trakya’sının tek antik tiyatrosu önemli oranda açığa çıkarılmıştır. M.S. II. Yüzyıla tarihlenen Geç Roma dönemi eseri yapının sahne kısmının Bizans döneminde ciddi bir tahribata uğradığı, sahnenin doğu kısmında bir Bizans yapısına rastlanılması batı kısmında ise bir fırın bakiyesinin elde edilmesi dikkat çekici olmuştur.

Tiyatronun oturma kademeleri (cavea), bunların arasındaki yollar (parados), sahne binası (skene), ve orkestra bölümleri günümüze ulaşabilmiştir. Kazılar sırasında çok sayıda Roma, Bizans ve Osmanlı keramikleri, cam ve metal buluntular ile ele geçirilen heykel sahne rölyefleri türlerinin en iyi örnekleri olup Kırklareli Müzesinde teşhir edilmektedir.

Antik Tiyatro 2003 Yılı sonlarında Kırklareli Müze Müdürü Zülküf YILMAZ, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Ahmet SİPAHİ ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi Öğrencileri ile Vize’den sivil bir ekibin katıldığı temizleme çalışmaları sonunda şu anki halini almıştır.

Rölyefler yekpare blok mermerden olup tasvirlerin tümü yüksek kabartma halindedir. Bunlardan birisinin ortasında yere yarı uzanmış genç bir erkek ile iki yanında ona hizmet eden mitolojik figürler görülmektedir. Büyük olasılıkla bu erkek figürü Dionysos olup, kompozisyon üzüm salkımları ve asma dalları ile çevrelenmiştir. Diğer rölyefte ise önde büyük bir korku içerisinde kaçmakta olan iki çıplak erkek ile onları kovlayan bir insan tasviri görülmektedir. Önde korku içerisinde kaçanların Gigant, onları kovalayanın da genç Dionysos olduğu sanılmaktadır.

AYANİKOLA MANASTIRI

Kıyıköy beldesi Pabuçdere yolu üzerinde güney yamaçta beldeye 700 metre mesafededir. Bizans dönemi (VI.-IX. Yüzyıl) kaya manastırların en iyi örneklerindendir. Zemin katta kilise, daha aşağıda ayazma, üstte keşişlere mahsus bölümler bulunmaktadır. Kayalara oyularak yapılmış kademe halinde hücreler vardır. Kuzey tarafta merdivenle ayazmaya inilmektedir. Kilisenin doğusunda ikinci bir giriş daha bulunmaktadır. Anadolu’daki dinsel mağara yapılara benzemekle birlikte özellikle duvarlara oyulmuş haç bezemeleriyle onlardan ayrılmaktadır. Ayazmanın kutsal olarak nitelendiği ve burada hastaların şifalı kaynak sularıyla tüm dertlerinden kurtulduğuna inanılırdı.

Yarım yuvarlak kubbeler sade başlıklı sütunlara oturmuş yapının ön kısmı yıkılkmış olup kayaların içindeki kısmı kabartmalarıyla eski dönemi yansıtmaya devam etmektedir. XIX. Yüzyılda Rumlar tarafından kaya galerinin önü ahşap bir giriş ile tamamlanmış, ancak bu bölüm daha sonra ortadan kaldırılmıştır. Bu tarihi değer de malesef insanlarımızca talan edilmiştir.

AYAYORGİ KİLİSESİ

1800'lü yılların sonunda Yunan hükümetinin de yardımıyla Vize'deki rumlar tarafından yapılan ve epeyce büyük olan bu kilise dikdörtgen planında olup büyük bir de çana sahipti. 1949-1955 yılları arasında devlet kararı ile yıkılarak yerine bugünkü merkez camii yaptırılmıştır.

MAĞARA MANASTIR (ASMAKAYA)

Asmakaya mevkiinde (Jandarma Tat.K.M.K. eğitim alanı karşısı) bulunan IX.yüzyıl Bizans dönemi eserleridir. Bir takım sıralı doğal mağaralardan yararlanılarak, taş ustalarının şekillendirmesi ile meydana gelmiştir. Yonca planlı bir şapel, tek nefli büyük planlı bir kilise ile bunun yanında düzensiz yerleştirilmiş odalar, mezar şapeli ile düzgün hücrelerden oluşan bir komplekstir. Yakın çevresinde benzer özellik gösteren kaya mezarlarının varlığı da göze çarpmaktadır. Kaya mezarlar ve manastır aşırı derecede tahrip edilmiş durumdadır.

VİZE - İSTANBUL SU YOLU

Newcastle Üniversitesi’nden, James Crow, Jonathan Bardill ve Richard Bayliss’in 1994-2003 yılları arasında sürdürdükleri araştırmalar sonunda, Vize-İstanbul su yolunun günümüze değin kalan kısımları ortaya çıkarılmıştır.

Geç Roma döneminde İstanbul'a su getiren bu isale hattının yapımına Constantinus (324-337) tarafından başlanmış olması ihtimali çok büyüktür. Constantinus, imparator olunca kenti imara başlamış ve Istrancalar'dan çok uzun bir isale galerisi ile kente su getirmeyi planlamıştı. 242 km. uzunluğundaki bu isale hattının tamamının Constantinus'un kısa süren imparatorluk döneminde yapılmış olması mümkün değildir. Constantinus tarafından başlatılan hat, oğlu Constantius (337-361) veya daha sonraki Roma imparatorları tarafından tamamlanmış olabilir. Bu isale galerisinin izine, en son Vize'nin 6 km. batısındaki Fındıklı Dere'nin içersindeki (Pazarlı) su alma yerinde rastlanmıştır.

İsale hattı Vize, Saray, Istranca, Aydınlar, Gümüşpınar, Çiftlikköy, Kalfaköy, Dağyenice üzerinden Terkos Gölü'nün güneyinden geçerek Tayakadın'a ulaşır. Sonra Alibeyköy Deresi'nin sağ kıyısından devam ederek Cebeciköy ve Küçükköy’ü geçip Edirnekapı'nın 200 m. kadar güneyinden kente girer. Vize yakınlarında toplanan bu sular, tek bir yerden alınmayıp ağaç dallarına benzer bir şekilde çeşitli kaynaklardan akmaktaydı. İsale hattının üzerinde halen yarı yıkık veya yalnız temelleri kalmış 40 kadar su kemeri vardır. Yaklaşık 1000 yıl devamlı olarak kullanılan su ikmal sistemi muhtemelen depremlerin yarattığı hasarlar yüzünden XII. yüzyılda terk edilmişti. İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet bu Roma yapıtlarının tamir edilmesiyle beraber yenilerinin de inşa edilmesini emretmiştir. Diğer yandan ise Osmanlı dış dünyadan daha az tehdit altında kaldığı için surlar içindeki sarnıçlar önemini yitirmiş ve zamanla tarihin içinde yok olmaya yüz tutmuştur.

SU SARNICI

Kırklareli Müze Müdürlüğü kayıtlarına göre; Vize Mimar Sinan Mahallesi İç Kale Mevkiindeki İlçe Jandarma Binası altı, Şarapdar (Şerbetdar) Camii karşısında yer alan yapı kalıntıları XIV. yüzyılın ikinci yarısına ait olup han-bedesten olduğu üzeredir. Duvarlar tuğla ve moloz taş karışımı ile örülüdür. Üç bölümden oluşan ve kubbeleri yıkılmış harap vaziyetteki yapı üzeri toprak, çimen ve çeşitli yaban otları kaplanmış vaziyette kaderine terk edilmiştir.

Yrd.Doç.Dr. Özkan ERTUĞRUL ve Doç. Dr. Engin BEKSAÇ tarafindan yapılan araştırmalara göre ise; Vize Mimar Sinan Mahallesi İç Kale Mevkiindeki İlçe Jandarma Binası altı, Şerbetdar Camii karşısında yer alan sarnıç tam bir Roma eseridir. Emprovize bir yapı olan sarnıcın üzerinde bu dönemde var olan bir sarayın, Bizans döneminde yine bir saray olduğu fikri ağır basmaktadır.

Çünkü benzer yapılar analojisi bu fikri destekler vaziyettedir. Bunun şüphesiz en yakın benzerlerinden biri İstanbul'daki Bryas Sarayı'dır. Üç nefli ve oldukça kalın duvarlara sahip olan sarnıç, yassı hale getirilmiş köşeleriyle su baskısını azaltmaktadır. Konsantrik çift tuğla kemerler hiç şüphesiz Roma mimarisinin özelliklerindendir. İki paye dizisi üç nefe ayrılmış bu yapının duvarlar su geçirmez harç ile kaplanmıştır. Yine aslı Roma dönemine kadar inen kale burcu içindeki bir de hamamın yıkıntıları bulunmaktadır. Bu yapı da Bizans devrinde uzun bir süre kullanılmıştır.

GÖZETLEME KULELERİ

Vize köy ve beldelerinde birçok taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır. En ilgi çekeni ise Kıyıköy-Vize arasında yapılan gözetleme kuleleridir. Sayıları dört olan kulelerden bugün yalnızca 2-3 tanesinin kalıntıları günümüze yetişmiştir. Bu kuleler Prof. Dr. Hüseyin SALMAN’a göre Balkan Savaşından önce bölgedeki Rum Köylerindeki nüfusun çeşitli yıkıcı faaliyetlerde bulunması üzerine o bölgede güvenliği ve haberleşmeyi sağlamak amacıyla yapılmıştır.

KARAKOÇAK TEPE

Daha önce Vize'de çalışmış olan ve sıfatlarının arasında Trakolog ünvanı da bulunan Prof. Dr. Engin Beksaç'ın Karakoçak ile ilgili olarak verdiği bilgileri aşağıda bulabilirsiniz. Karakoçak Tepe'nin önemini anlamak için yeterli olacaktır.

"Benim Vize'de en sevdiğim yer Karakocak desem yalan olmaz. Bu bölgeyi daha önce Drimtekin de ziyaret etmiş ve bahsetmişti. Ama çalışması yeterli değil. Alan çok geniş ve muhteşemdir. Benim şahsi kanım Trak Başkenti olduğu süreçte Karakocak ve çevresinin Vize'nin en etkin kesimi olduğu yönünde. Tipik Avrupa'dakiler benzeri bir Demir Çağı ve sonrası kutsal ve iskan alanı. Her özelliği ile uzaktan bakınca da bunu anlamak mümkün. Türkiye Trakya'sında bu tip başka yerler çok çok az. Önemli benzerleri de daha çok Kırklareli sınırları içinde. Mamafih bu tip bir kale kent ve kutsal alan birleşimini Edirne'nin kuzeyinde de teşhis ettim. Ama bu kadar büyük değil. Vize ve çevresi bilinenin dışında başka Trak yerleşmeleri ve kutsal alanları ile de dolu. Vize ve çevresi Demir Çağı ve Takip eden süreçte Traklar için gerçekten çok önemliydi. Bunu biliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki süreçte diğerlerini de bulmak mümkün olacak."

PAZARLI KÖYÜ ESERLERİ

Pazarlı Köyü kaynak mevkiinde yer alan Roma su yolu ve yukarısında bulunan kaya mezarlar dikkat çekicidir.

GEMİKAYA (SOĞUCAK)

Prof. Dr. Engin BEKSAC tarafından Vize'nin Soğucak köyü Gemikaya mevkiinde Karakoçok Tepe mevkiindekine benzer bir Kaya Tapınağı bulunduğu belirtilmiştir. Ancak bölge maalesef defineciler tarafından yoğun olarak tahrip edilmektedir.

DEREKAYA YERLEŞKESİ

Vize Derekaya mevkiinde bulunan Asmakaya'dakine benzer yedi adet mağara manastırı gerçekten dikkat çekicidir.

UÇMAKDERE YERLEŞKESİ

Vize-Pazarlı arasında ormanlık alan içerisindeki bir vadi üzerinde bulunan bu tarihi yerleşim alanı sıra sıra uzanan mağaralar ve bir takım su yollarından oluşmaktadır.

BALKAYA KÖYÜ MAĞARA MANASTIRLARI

Genelde hayvan ağılı olarak kullanılan ve acımasızca tahrip edilen Balkaya köyündeki Mağara Manastırlar bunlara en güzel örneklerdendir.

MOZAİKLER


1938 yılında bugünkü Bilginler Mobilyanın (Eski Palas Otel) bulunduğu bina temelleri kazımı sırasında VI. Yüzyıl Bizans dönemine ait mozaiklerle tezyin edilmiş bir zemin parçası meydana çıkmıştır. Bu büyük taş oldukça enteresandır. Üzerinde mozaiklerin meydana getirdiği geometrik şekiller ve bu şekiller arasında kuşların bulunuşu dikkat çeker. (İç içe dikdörtgen şekilli olan mozaik dizisi arasında bir tavus kuşu, iç içe daireler şeklinde olan mozaik dizileri arasında ise bir kekliği andıran kuş şekli bulunmaktadır.)

Kategori: Vize

Arama

Kaynakça

Sitemizde yayınlanan içerik bölge illerinin valilik, kaymakamlık ve belediyelerinden derlenmektedir. Yayınlanan içerikte hak sahibiyseniz lütfen Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. iletişime geçiniz.