İdari Yapı

Tekirdağ İli, Marmara Denizi'nin kuzeyinde, İstanbul ve Çanakkale illeri arasında yer alan, doğusunda İstanbul, kuzeyinde Kırklareli, batısında Edirne, güneyinde Marmara Denizi ile çevrili 6.313 km² yüzölçümüne sahip il'dir. Tekirdağ ili; Merkez ilçe ile birlikte 9 ilçe (Çerkezköy, Çorlu, Hayrabolu, Malkara, Marmaraereğlisi, Muratlı, Saray, Şarköy) 9 bucak ve 273 köy olmak üzere 291 yerleşim ünitesinden meydana gelmiştir

İLİN İDARİ TARİHÇESİ

ValilikTekirdağ, bugünkü adını Marmara'nın kuzey-batı kıyıları boyunca uzanan dağlardan almaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve öncesinde adı Tekfurdağı idi. Bizans devrindeki Tekfurlardan ya da Ermeni takavvurlarından türediği sanılan bu adından da anlaşılacağı gibi Tekirdağ, tarihin ilk çağlarından beri yörenin idare merkezi olmuştur. Türklerin egemenliğine girdiği yıllarda adına Rodosto deniliyordu. 1354-1357 yıllarından sonra Rodoscuk adıyla Gelibolu Sancağı'na bağlı bir kaza merkezi haline getirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde, Tekfurdağı Rumeli Eyaleti'nin Çirmen Livası'na, Çorlu ve Hayrabolu ise Vize Livası'na bağlıydı. 1831 Osmanlı nüfus sayımının kayıtları, Tekfurdağı'nın Silistre Eyaleti içinde göstermektedir.

1847'deki yönetim teşkilatlanmasında, Edirne Eyaleti, Merkez, Vize, Gelibolu ve Filibe livalarından oluşmaktaydı. 1867 Vilayet Nizamnamesi'ne göre Edirne Vilayeti'nin Merkez, Gelibolu, Tekfurdağı, Filibe ve İslimiye olmak üzere toplam 5 sancağı vardı.

Tekirdağ'ın ilçesi olan Şarköy, Gelibolu Sancağı'nın 7 kazasından biriydi. Tekfurdağı Sancağı'nın kazaları ise Marmaraereğlisi, Çorlu, Hayrabolu, Lüleburgaz, Saray ve Vize idi. 1877'de Malkara da Tekfurdağı'na bağlandı. 1880'de Edirne Merkez Sancağı Tekfurdağı, Gelibolu, Kırkkilise, Dimetoka ve Gümülcine'den oluşan Edirne Vilayeti'nin sancak sayısı 6'ya çıkmıştı. 1901 Edirne Vilayeti Salnamesi'nde Tekirdağ merkez kazanın Ereğli, Naip ve İnecik adlı üç nahiyesi olduğu yazılıdır. Çorlu ilçesine bağlı Türbedere(Çerkezköy) ve Muratlı, Malkara ilçesine bağlı Kozyörük, Hereke, Hamidiye, Izgar, Hayrabolu ilçesine bağlı Umurbey bucağı bulunuyordu.

19. Yüzyıl'da Tekfurdağı Sancağını bir mutasarrıf, kazalarını ise birer kaymakam yönetmekteydi. Sancağın müslüman nüfusunun dini hizmetlerini kadı, müftü ve naipler yerine getirmekteydi. 1870'de Tekfurdağı'na bağlı 223 köy, 6.856'sı müslüman olmak üzere toplam 15.945 hane vardı.

Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Tarihi Yapılar

TEKİRDAĞ HÜKÜMET KONAĞI'NIN TARİHÇESİ

Tekirdağ Hükümet KonağıBinanın ön kısmı; Hicri 1328 ( 1912-1913 ) de Mutasarrıf Selanikli Hüsnü Bey tarafından yaptırılmıştır. Arka kısmı ve önündeki beton bahçe 1934 yılında Vali Haşim İŞCAN tarafından yaptırılmıştır.

Binanın arka bahçesi ile arka kısımdaki 3 kat ilavesi 1946 yılında Vali Ferit NOMER tarafından yaptırılmıştır. Hükümet Konağının mevcut tapusu Maliye hazinesi üzerine olup, tapu kütüğündeki kaydı; müştemilatıyla beraber bahçeli kâgir Hükümet Konağı olarak Ortacami Mahallesi, Hükümet Caddesi, Pafta 30, ada 100, parsel 6 dır. Hükümet Konağı'nın bahçesiyle beraber yüzölçümü 9254,88 m² dir

KÜTÜPHANELER

Osmanlı döneminde bazı medrese ve camilerde açılan ilk kitaplıklar günümüze ulaşamamıştır. Cumhuriyet döneminde bu alandaki çalışmalar 1930'lardan başlayarak Halkevleri'nce sürdürülmüştür. Okuma odaları ve kitaplıklar 1950'de kurumla birlikte kapatılmış, kaynakları da dağıtılmıştır. Bundan sonraki çalışmalar Kadınlar Birliği, Milli Eğitim Bakanlığı, Kütüphane Kurma ve Yaşatma Dernekleri ve Belediyeler gibi çeşitli kurum, kuruluş ve derneklerce yürütülmüştür. O yıllarda, İl'de yalnız bir çocuk kitaplığı açılabilmiştir. Aynı yıl Merkez İlçe, Çorlu ve Muratlı'da 3 halk Kütüphanesi açılmıştır.

Namık Kemal İl Halk Kütüphanesi: 1955 yılında çocuk kütüphanesi olarak Halkevi'nde açılan kütüphanemiz, 1964 yılında İl Halk Kütüphanesi haline dönüşmüştür. Kütüphanede 46089 adet kitap mevcut olup, Barbaros caddesindeki (Eski İtalyan Konağı) binasında hizmet vermektedir.

100. Yıl Şube Halk Kütüphanesi: 1991 yılında, 100 yıl mahallesinde açılmış olup, 2001 yılında "Ertuğrul Mah. Mimar Sinan Cad. Yamaç Sk. No:2" adresine nakledilmiştir. Bu kütüphanede de 3846 adet kitap bulunmaktadır.

Çorlu İlçe Halk Kütüphanesi: 1970 yılında açılmıştır. "Omurtak Caddesi, No:85" adresinde hizmet vermektedir. Kütüphanede 13.277 adet kitap mevcuttur.

Muratlı İlçe Halk Kütüphanesi: 19,10,1973 tarihinde açılmıştır. Belediye binasın 3. katında hizmet vermektedir. Kütüphanede 9985 adet kitap mevcuttur.

Hayrabolu İlçe Halk Kütüphanesi: 1988 yılında açılmıştır. "Hisar Mah. Alpullu Cad." adresinde hizmet vermektedir. Kütüphanede 8.250 adet kitap mevcuttur.

Çerkezköy İlçe Halk Kütüphanesi: 1992 tarihinde açılmıştır. Belediye Binasının 4. katında hizmet vermektedir. Kütüphanede 5.120 adet kitap mevcuttur.

Saray İlçe Halk Kütüphanesi: 1999 yılında açılmıştır. Atatürk İlköğretim Okulu binasında hizmet vermektedir. Kütüphanede 2.041 adet kitap mevcuttur.
Velimeşe Halk Kütüphanesi: 1993 yılından beri Çorlu ilçesine bağlı Velimeşe beldesinde hizmet veren kütüphanede 4.368 adet kitap mevcuttur.

Malkara Eğitim ve Kültür Vakfı Kütüphanesi: 1993 tarihinde açılmıştır. Malkara Kültür Sarayı'nın 2.katında hizmet vermektedir. Kütüphanede 5.000 adet kitap mevcuttur.

Kütüphanenin Adı
Kitap Mevcudu
Okuyucu Sayısı
Namık Kemal İl Halk Kütüphanesi
46089
44605
Çorlu İlçe Halk Kütüphanesi
13277
26165
Muratlı İlçe Halk Kütüphanesi
9985
38405
Hayrabolu İlçe Halk Kütüphanesi
8250
3214
Çerkezköy İlçe Halk Kütüphanesi
5120
8605
Saray İlçe Halk Kütüphanesi
2041
4445
100 Şube Halk Kütüphanesi
3486
5025
Çorlu Velimeşe Halk Kütüphanesi
4368
9882

ANITLAR

Kurtuluş Anıtı

Zamanın Vilayet Yazı İşleri Müdürü Niyazi Tayyip Bey tarafından yapılan anıt, şehrin düşman işgalinden kurtuluşunun ve Ulu önder Atatürk'e minnettarlığını belirtmek amacıyla Hükümet Konağının önündeki havuzun başına dikilmiş, sonra harf devrimi nedeniyle önce Gazhane'de ki taşlar arasına sonra Rüstem Paşa Camii'nin avlusuna kaldırılmıştır. Son olarak Müze Müdürlüğü'nce korunma altına alınmıştır.

Hürriyet Abidesi

Hürriyetin ilânı nedeniyle yapılmış bir anıt çeşmedir. Eski belediye binası bahçesindedir.

Şehitler Anıt Çeşmesi

Şehrin Türkler tarafından fethi sırasında şehit düşenlerin anısına, 1949 yılında Belediye tarafından yaptırılmış Anıt-çeşme olup arkasında kabir mevcuttur.

Namık Kemal Anıtı

Vatan şairi Namık Kemal'in doğduğu evin yıkılması üzerine , doğum yerini simgeleyen anıttır.1908 yılında Edirne – Tekfurdağ'ı Millet Vekili Mehmet şeref AYKUT tarafından yaptırılmıştır.

Atatürk Heykeli

Hükümet Konağının önüne dikilmiş mermer bir heykeldir. Atatürk'ü gerçek ölçülerinde başı açık, redingotlu ve normal duruşlu göstermektedir. Heykeltıraş Kenan Ali'nin eseridir. Yüzü güneye dönüktür. Yine mermer olan kaidesinde Gençliğe Hitabesi bulunmaktadır.

Namık Kemal Heykeli

Tekirdağ'da doğan, vatan, ulus, özgürlük, insanlık gibi yüksek kavramlara kendini adayan Namık Kemal'in heykeli eski belediye başkanlarından Şevket Cicioğlu'nun döneminde Cicioğlu'nun da gayretleriyle heykeltıraş Nusret Suman'a yaptırılmıştır.

Harf İnkılabı Anıtı

Harf İnkılabı AnıtıCumhuriyetimizin 50. Yılında 26 Ekim 1973 tarihinde açılmıştır. Başöğretmen Atatürk'ün harf devrimini ve Tekirdağ'a bu amaçla gelişlerini sembolize etmektedir. Atatürk Bulvarında bulunmaktadır.
 
 
 
 
 

Şehit Öğretmenler Anıtı

Terör örgütleri tarafından şehit edilen öğretmenlerin anısına 1998 yılında dikilen bir anıt olup Tekirdağ'a İstanbul yönünden girişte sağda yeşil alan üzerinde bulunmaktadır. Anıt yüzeyinde ellerinde meşâle bulunan kadın ve erkek öğretmen ile şehit öğretmenlerin isimleri yer almaktadır.

Atatürk Anıtı:

Atatürk 3 Haziran 1936 tarihinde Muratlı ilçesinde yapılan göçmen evlerini görmek üzere Muratlı'ya gelmiş ve bir göçmen evine konuk olmuştur. Buna izafeten o evin bahçesinde bir anıt yapılmıştır. Anıtın üzerinde şöyle yazılmaktadır.

Ey bahtlı göçmen
Unutma üç Haziranı
Yurdun en büyük insanı
Konuk oldu evinize
Sevgi sundu hepimize
3.6.1936 N. T.ÜLKÜ

CAMİLER VE KÜLLİYELER

Tekirdağ'ın Türkler tarafından fethinden sonra ( 1357 ) gerek merkez ilçede gerekse de diğer ilçelerde Osmanlı mimarı tarzında camiler ve külliyeler yaptırılmıştır. Bu camiler yapı özellikleri bakımından farklıdır. Tek kubbeli camilerin yanında çeşitli fonksiyonlu camilerde görülmektedir.

Rüstem Paşa Külliyesi

Bugün külliyenin camii, hamamı, bedesteni, medresesi ve kitaplığı ayaktadır. Vaktiyle kervansaray'ı ve imareti olduğu da söylenmektedir. Fakat bugün camii ve bedesteni en iyi durumda olan yapılardır.

Rüstem Paşa Camii

Rüstem Paşa CamiiErtuğrul mahallesindedir. 1553 tarihli camii Kanuni Sultan Süleyman'ın Damadı Rüstem Paşa yaptırmıştır. Camii avlusuna yalın bir kapıdan girilir. Avludaki mermer şadırvan, kurşun kaplı beşgen çatıyla örtülüdür. Kuzeydeki çift devaklı son cemaat yeri, ana mekanda yanlara doğru taşar. Dış son cemaat yeri ahşap çatı, iç son cemaat yeri ortada haç tonoz, yanlarda ikişer kubbe ile örtülüdür. Taç kapı dikdörtgen bordürlü ve mukarnaslıdır. Yapı kitabesi büyük bir pano içerisinde mukarnasların altında, onarım kitabesi (1841) ise sağdaki mihrabiyenin üstündedir. Kare planlı ana mekan kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarladır. Köşelerdeki taşıyıcı payelere oturmaktadır. Taşıyıcı ayakların arasındaki sivri kemerli nişlerle kare plana devinim kazandırılmıştır. Kubbe kasnağı dıştan da payandalarla desteklenmiştir.

Kubbedeki alçı kabartma çiçek ve çelenkler dışında bezeme yoktur. Yalın bir yapıdır. Mukarnaslı mihrap dikdörtgen silmelidir. Mermer minberin yan aynalık ve korkulukları geometrik motiflidir. Camii ana mekan duvarları ile kubbe kasnağındaki pencerelerle aydınlık bir görünüm kazanmıştır. Kuzey batıdaki çokgen gövdeli tek şerefeli minarenin kemerli girişi taç kapının sağındadır.

Medrese: Camiinin otuz metre doğusundadır. 1880'de harap olunca üzerine ahşap bir okul kurulmuştur. Rüştiye ve idadi olarak kullanılan bu yapı Cumhuriyet İlkokulu olarak kullanılmıştır. (Bugün sadece temel ve duvar kalıntıları görülebilir.)

Kitaplık: Camii ve medrese arasındadır. Kare planlı kubbeli bir yapıdır. Binaya ocak ve baca eklenerek sonraları aşhane olarak kullanılmıştır. Söz konusu kitaplık restore edilerek kullanımı elverişli hale getirilmiştir.

Hamam: Medresenin hemen yanındadır. İlk şekli ile kubbeli bir yapı olan hamamın üzeri ahşap bir çatı ile örtülüymüş. Kadınlar ve erkekler kısmı olmak üzere bir çifte hamam şeklindeki yapıdan geriye, sadece taş ve tuğla duvarlardan bir kısmı kalmıştır.

Bedesten: Caminin 200 m. batısındadır. Altı kubbeli dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kubbeler sekizgen kasnaklara oturur. Bedestenin dört tarafta birer kapısı vardır. Kapı kemerleri dıştan yuvarlak, içten sivri kemerlidir. Taş ve tuğla karışımından inşa edilmiş olan yapının uzun cephelerinde üçer, kısa cephelerinde ikişer pencere açılmıştır. Bedestenin kubbeleri birbirine geniş kemerlerle bağlı olan iki büyük fil ayağıyla taşınır. Kubbe geçişleri pandantiflerle sağlanmıştır. Son yıllarda onarılmış olan yapı Küllîyenin cami ile birlikte sağlam olarak görülebilen bir kısmıdır.

Rüstem Paşa Çarşısı: Ayrıca Camii'nin doğusunda son olarak yeni bir çarşı yapılmıştır. Yeri Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan bu çarşı toplam 49 dükkandan ibaret olup inşaatına 1986 yılında Vali Dr. Süleyman Oğuz zamanında İl Özel İdaresi'nce başlatılmış, 1988 yılında da tamamlanmıştır. Külliyenin dönem özelliklerini yansıtan mimariye sahiptir.

Eski Camii

Ertuğrul mahallesindedir. Yapım kitabesi yoktur. İlk yapı yanmıştır. Kaynaklardan bu yapının 1830'da Zahire Nazırı Tekirdağlı Ahmet Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami önündeki sekizgen şadırvan perde motifleriyle bezelidir. Motiflerin üstündeki yazı kuşağı her yüzde ikişer pano içindedir. 1836'da yapıldığı anlaşılan şadırvan, ahşap çatıyla; uzun dikdörtgen planlı iki katlı son cemaat yeri düz çatı ile örtülüdür. Sundurmalı taç kapıdan ana mekana girilir. Dikdörtgen planlı ana mekanın üç yanı kadınlar mahveli ile çevrilidir. Üst kat mahvelinin ortasında dairesel çıkıntı biçiminde müezzin mahfili yer alır. Altıgen mihrap nişi istiridye motiflidir. Alınlığı kıvrık dal ve çiçek motifleriyle bezenmiştir. Mihrap nişi istiridye motiflidir. Bu niş ana mekandan ayrı dikdörtgen bir bölme içindedir; sağında minber, solunda vaaz kürsüsü bulunmaktadır. Minber ve kapı üstündeki motiflerden başka bezeme yoktur.

Orta Camii

Kapıdaki kitabeden bugünkü yapının eski camiinin yerine yaptırıldığı yazmaktadır.1854-1855 yılların da Kürkçü Sinan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Hükümet Caddesindedir. Duvarlar moloz taştır. Dikdörtgen planlı ana mekan ile buna eklenmiş kare planlı bir bölüm ve son cemaat yeri, ahşap çatı ile örtülüdür. Batı duvarına bitişik basamaklarla ikinci kata, girişin sağındaki basamaklarla kadınlar mahveline çıkılır. Taç kapının önünde iki ahşap sütunlu sundurma vardır. Aydınlanma, duvarlar ve kubbe kasnağındaki pencerelerle sağlanmıştır. Ahşap tavanda iki süs görülmektedir.

Doğu ve batı duvarlarındaki gömme ayakları başlıkları, akantus yaprakları ve çelenklerle bezelidir. Başlıklardaki panolarda halife adları yazılıdır. Barok biçimindeki Mihrap nişinin yanlarında akantus yaprakları ile bezeli ayaklar vardır. Mihrap kavsarası motifli alçı süslemelidir.

Hasan Efendi Camii

Hasan Efendi Caddesindedir. 1627 yılında yaptırılmıştır. Hasan Efendi'nin mezarı yanındadır. Taş minaresinin şerefeden yukarısı depremde yıkılmıştır.

Yusuf Ağa Camii

Muratlı caddesi üzerinde, orijinalde kendisi ve minaresi ahşap bir camii iken sonradan gördüğü onarımla bugünkü halini almıştır.

İnecik İmaret Camii

XV. Yüzyılda (1498-1499) Antalya Mirlivası Hüseyin Bey (Paşa) tarafından yaptırılan Tekirdağ'daki en eski camilerden biridir. Beş kubbeli son cemaat yeri ile büyük bir kubbenin örttüğü kare mekandan oluşur. Cami ters T planlıdır. Camiinin batı tarafında Antalya Mirlivası Hüseyin Bey'in türbesi bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılan türbe ile cami hizmete girmiştir.

Ayaz Paşa Camii

Saray ilçesi'ndedir. 1539'da Sadrazam Ayaz Paşa yaptırmıştır. Kubbeyle örtülü, son cemaat yeri ile ana mekandan oluşan kesme taş duvar örgülü küçük bir yapıdır. Ana mekan kubbeyle örtülüdür. ince silindirik gövdeli minare tek şerefelidir.

Gazi Süleyman Paşa Camii

Malkara İlçesi Camiatik mahallesinde şehitlik abidesinin kuzey batısında yer alır. Bizanslılar zamanında kilise olduğu, Osmanlıların Malkara'yı zaptı sırasında mescit'e çevrilmiş olduğu söylenmektedir.(1365) Batı kapısı üzerindeki kitabeye göre de Yıldırım Beyazıt (1389-1402) tarafından Gazi Süleyman Paşa adına camiye çevrildiği anlaşılmaktadır.

Vakıflar Genel Müdürlüğündeki kaydına göre 1365 tarihinde yapılmıştır. 1.151 m² alan üzerine 284 m² alan kaplayan caminin cemaat kapasitesi 600 kişidir.

Cami 1306 hicri, 1888/89 miladı yılında Sultan Abdülhamit'in emriyle büyük bir onarım geçirmiştir. Bu onarıma ait kitabe kuzey taç kapısının üzerinde yer alır. Daha sonra bazı ilaveler yapılarak bugünkü haline getirilmiştir. Halen mevcut olan minaresi daha sonra inşa edilmiştir.

Gazi Süleyman Paşa Camii dikdörtgen planlı, derinlemesine sahan düzenlemeli, ahşap sütunlu ve düz dam örtülü Anadolu Selçuklu dönemi Ulu Camii planında yapılmıştır.

Hacerzade İbrahim Bey Camii

Malkara İlçesi 14 Kasım caddesinde Hüseyin Köse İlköğretim Okulu'nun yanında yer alır. 1406 tarihinde Hacerzade İbrahim bey tarafından yaptırılmıştır. Yapının mimarı belli değildir. Bu cami Balkan Savaşında ve depremlerde büyük hasara uğramıştır. Cami restore edilmiş, eski durumuna çok yakın hale getirilmiş ve 15 Ekim 1971 tarihinde ibadete açılmıştır.

Yapı tamamen düzgün kesme taş malzemeden cephesinde mermer malzeme de kullanılmak suretiyle tek kubbeli mescit planında yapılmıştır.

Minare; yapının kuzeybatı köşesinde yer alır. şerefe altına kadar olan kısmı orijinaldir. Şerefe ve üst kısmı 1970 yılında tamir görmüştür. Sekizgen minare kaidesinin üç yüzü duvar içinde kalmış olup, beş yüzü dışarıdan görülebilmektedir. Her yüzde Bursa kemeri tabir edilen sepet kulpu kemer süs unsuru olarak kullanılmıştır. Oluklu bir gövde üzerinde mukarnas altlıklara sahip şerefe ve üzerinde de bodur bir petek kısmı, külah, madeni alan yükselir.

Gazi Ömer Bey Camii

Malkara İlçesi Gazibey Mahallesinde hâl binalarının kuzeyinde yer alır. Mora fatihi Turhan Bey'in oğlu olan Gazi Ömer Bey tarafından 1493/94 yılında yaptırılmıştır. Adına yapılan külliyeden bugün sadece cami ve türbe ayaktadır. Mescid, kervansaray ve dükkanlar kalmamıştır.

Cami, bir buçuk metre kalınlığında, 13 m boyunda, tamamen düzgün kesme taş malzemeden, bütün mekanın tek kubbe altında toplandığı merkezi planlı bir yapıdır. Son cemaat yerini üç kubbe örtmüştür.

Yapının minaresi, batı yönünde yer alır. şerefeye kadar olan kısım orjinal, şerefeden yukarısı yakın zamanlarda onarım görmüştür.

Bu cami Osmanlıların Rumeli'de yaptıkları camilerin en eskilerindendir.

Ulu Cami (Güzelce Hasan Bey camii)

II.Beyazıd'ın damadı Güzelce Hasan Bey tarafından 1500 yılında Hayrabolu merkezine yaptırılmıştır.

Osmanlı mimarisinin örneklerinden olup 10,29 m çapında merkezi bir kubbe ile yanlarında 4,55 m çaplarında 4 küçük kubbe ile örtülmüştür.

Cami 1877 yılında kendi vakfı tarafından tamir edilmiştir. Balkan Harbi öncesi meydana gelen deprem ve 1920 deki depremle hasar görmüş, 1947 yılındaki onarıma kadar ibadete kapalı kalmıştır.

Paşa Camisi

1409 yılında çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 1875 yılında da onarım görmüştür.

Ömer Efendi Camisi

1504 –1505 yıllarında yarı kagir olarak yaptırılmıştır. 1872'de ise ahşap olarak onarım görmüştür.

Çarşı Camisi

Hasip Bey Camii olarak da bilinir 1686 - 1687 yıllarında Kethüdazade çorumlu Mustafa Bey yaptırmaya başlamış Mehmet Hasip Bey tarafından yarı kagir olarak tamamlanmıştır.

Süleymaniye Camii

Çorlu'nun merkezinde bulunan cami Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1521 yılında yaptırılmıştır.

Kare bir plan üzerine yapılan caminin malzemesi kesme taştır. Külliye olarak yapıldığı cami ile birlikte imarethanesi, medresesi ve hamamdan oluştuğu kaynaklarda belirtilen yapılardan sadece camii ayaktadır.

Fatih Camii

Tekirdağ ilindeki en eski yapılardandır. Çorlu ilçesinde olup Fatih Sultan Mehmet'in süt annesi Daye Hatun tarafından 1453 yılında yaptırılmıştır.

Cami-i Kebir

Şarköy ilçesinde bulunan ve Gazi Süleyman Paşa tarafından 1325-1330 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Trakya'da Osmanlılar tarafından yapılan ilk camidir. 13 Aralık 1983 tarihinde yanmış ancak daha sonra onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.
Tekirdağ tarihi mekanlar

TÜRBELER

Malkara'da; Fatih'in ünlü komutanlarından Turhan Oğlu Ömer Beyin türbesi Hayrabolu'da; Kanuni'nin deve kolları komutanı ve çağının büyük şairi, Melâmi pirlerinden Ahmed_i Serban'ın türbesi Çorlu'da; 16. Yüzyılın tanınmış Türk Bilgin ve şeyhlerinden olan Vizeli Bihişti Ramazan Efendinin kabri bulunmaktadır.

HANLAR

Tekirdağ'da geniş ve çok odalı 49 han olduğu ancak şimdi bunlardan hiçbir eser kalmadığı bilinmektedir. Bunların en önemlileri: Menzil Hanı, Çorlulu Dimitro'nun Hanı, Karagöz'ün Hanı, Büyük Han'dır.

ÇEŞMELER

Tekirdağ şehri bol miktarda akan sulara sahip idi. Bu sular halkın istifadesine sunularak, caddeleri, meydanları ve cami avlularını süsleyen çeşmeler ve şadırvanlar yapılmıştır. Mahmut Sümer'in "Tekirdağ'ın Eski Günleri" isimli eserinde "Ecdadımızın nefsir kasabada (Tekirdağ'da) hayrat olarak yaptırıp bıraktığı o güzel tarih abidesi çeşmelerden (82) tanesinin 1945-1946 yıllarında yıkıldığına şahit olunmuştur." denilmektedir.

Bugün İl Merkezinde Sahil Şadırvanı, Meydan Şadırvanı, Çiftlikönü Meydan Şadırvanı ile birlikte İskele Çeşmesi, Şehitler Anıt Çeşmesi, Şabanoğlu Çeşmesi, Hacı Çeşmesi, Kadı Çeşmesi, Sururi Ağa Çeşmesi, Meydan Çeşmesi, Rakoczi Çeşmesi, Solak Çeşme, Tavanlı Çeşme, Yusuf Ağa Çeşmesi, Kuru Çeşme bulunmaktadır.

İlçe merkezlerinde de bazıları şunlardır:

Çorlu İlçesi'nde; Fatih Çeşmesi, Hastane Çeşmesi, Çoban Çeşmesi, Kumlu Çeşme, Aşk Çeşmesi, Tavanlı Çeşme. Şarköy İlçesi'nde; Kuru Çeşme, Camii Kebir Çeşmesi.Malkara İlçesi'nde; Mermer Çeşme, Hüsrev Kethüda Çeşmesi, Baş Çeşme, Kabil Çeşme, Zülfükâr Ağa Çeşmesi, Künk Çeşmesi.

KÖPRÜLER

Tekirdağ'da Osmanlı Devletinden zamanımıza kadar ermiş birçok köprü görülebilir. Bunların başlıcaları şunlardır.

Naip I. Köprüsü, Naip II. Köprüsü, İnecik Köprüsü, Çorlu I. Ergene köprüsü, Çorlu II. Ergene Köprüsü, Yenice Köprüsü (Malkara), Hacılar Köprüsü (Hayrabolu), Muratlı Köprüsü (Muratlı)- Taş Köprü (Çorlu)

HAMAMLAR

Yalı Hamamı: Bugün işleyen çifte hamamdır. Yaptıranı ve yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak 1944'te Belediye tarafından satın alınarak tamir ettirilmiştir. Kadın ve erkek tarafları 4'er kurnalı güzel bir hamamdır. İki büyük kubbesi vardır.

İnecik Erenler Hamamı: Tekirdağ Malkara yolu üzerindeki İnecik köyündedir. Tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut olmamakla birlikte tarihi çok eskilere dayanır. Köy tüzel kişiliğince çalıştırılan hamam, yapılan onarımlarla birçok tarihi özelliğini kaybetmekle beraber halen kullanılır durumdadır.

Ayaz Paşa Hamamı: Saray ilçesinde Sadrazam Ayaz Mehmet Paşa'nın yaptırdığı külliyenin hamamıdır. (1536-1539) Ayaz Paşa Camii'nin yanında yer alır.

Bu hamamların yanında Tekirdağ'da Eski Hamam, Orta Hamam, Paşa Hamamı, Malkara'da Turhan Bey tarafından yaptırıldığı bilinen çifte Hamam ve yine Eski Hamam ya tamamen ya da kısmen tahrip olmuş tarihi hamamlardır.

KALELER

Tekirdağ, Hayrabolu, Malkara ve Beşiktepe'nin kale duvarlarına toprak altında yer yer rastlanmaktadır. Marmaraereğlisi, Çorlu ve Barbaros kalelerinin kalıntıları görülebilir. Bu kalelerin kesin sınırları ve büyüklükleri belli değildir. Semetli ve Dağyenicesi arasındaki kale tepesinde, Çimendere ve Gözsüz köylerine yakın iki tepe üzerinde de kale kalıntıları vardır. Koru dağlarında mevcut iki kale kalıntısının hayli yüksek duvarları orman içinde görülmektedir.

Çorlu Kalesi: Çorlu'nun kuzey batı kenarındadır. Doğusu ve batısı oldukça derin ve kuru dere yatakları ile çevrilidir.

Elmalı ve Yenidibek Kaleleri: Malkara'nın Elmalı köyünde Elmalı Kal'ası, Yenidibek Köyünde de Blovat Kalesi yıkılmış olduğu halde, surları yer yer görülmektedir. Her iki kalede bölge arazilerinin hakim tepelerine kurulmuş, yüzyıllarca önemli savunma görevlerini yerine getirmiştir. Osmanlıların bölgeyi fethetmesi ile birlikte kaleler yıkılmış, kullanılmaz duruma getirilmiştir. Bugün her iki kalenin yer üstünde bazı duvar kalıntıları görülmektedir.

Karacahalil Kalesi: Toprak üstü araştırmaları yapılan Karacahalil köyü hudutları dahilindeki Koca Kale diye de anılan kale ise konum itibari ile ilk çağlardaki yerleşimlere uygun Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezini görmektedir. Yer üstü buluntularından, siyah pişmiş toprak parçalarından, Tunç çağı yaşantısından (İ.Ö.5 yy.)dan Bizans dönemi yerleşmesine kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Osmanlılar Rumeli Kalelerini aldıkları zaman ekseriyetle yıkmışlar ve aynı yerde oturmayı tercih etmemişlerdir. Bu Kale yıkıntılarının civar köylerde ve hatta Malkara'da inşaat işlerinde kullanılması ile bu tarihi kalıntılar korunamamış ve ortadan kalkmıştır.

Kermeyan Kalesi:Bunlardan önemli olan Kermeyan Kalesi (Zesutare)dir. Kale, Kermeyan köyünde Taşlıkdere ve Kale Deresi arasında 200 dönümlük bir yerde dışı Keşan taşları ile yapılmıştır. Çok eski Kale olup oturma yeri olarak kullanılmıştır. Eski ismi APRİ dir. M.S. 50 yy. Roma İmparatoru Cladius tarafından emekli Roma subayları için kurulan antik şehirdir. Bizans döneminde yerleşim önem kazanmıştır. Osmanlılardan önce Balkanlardan inen akıncı kavimler tarafından yakılmış olabileceği gibi, Türklerin gelişinden önce Trakya'da çok büyük bir deprem olması sebebiyle de yıkılmış olabilir.

TARİHİ HORA FENERİ

Tarihi Hora Feneri112 yıldır aynı aile fertleri tarafından çalıştırılan fener, Fransızlar tarafından yaptırılmıştır. 96 kristalden meydana gelen fener kendi ekseni etrafında 360 derece dönerek görev yapmaktadır.
 
 

TÜMÜLÜSLER

Trakya'da çeşitli yüksekliklerde arazi üzerinde görülen bu tepelerdir. Anıt mezar tepeleridir. Türkiye Trakyası'nda en erken tümülüse Kırklareli Taşlıcabayır Tümülüsü'nde rastlanmıştır. (İ.Ö. 1200) Anadolu'da en erken tümülüsler Frig Tümülüsleridir. (İ.Ö. 8-7 YY) Tümülüs geleneği Hıristiyanlığın kabulüne kadar devam etmiş olup en yeni örnekleri İ.S. 3. YY'la tarihlenmektedir. Gömülen kişilerin ekonomik yapılarına uygun olarak Tümülüs yükseklikleri değişmektedir.

Tümülüslere Tekirdağ İli'nde oldukça sık rastlanmaktadır. Henüz fazla kazı yapılmış değildir. Başlıcaları: Merkez; Karaevli Harekat Tepe, Naip, Işıklar, Kaşıkçı, Hacıköy, Çorlu'nun; Sarılar, çeşmeli, Marmaraereğlisi'nin Merkez ve Aytepe, Hayrabolu'nun; Kabahöyük, Delibedir, Hacıllı, Kadriye, Malkara'nın; Kermeyan, Gözsüz, Müstecep, Kavakçeşme Muratlı'nın; İnanlı tümülüsleridir. Bunlardan Naip, Karaevli Harekat Tepe, Hayrabolu Hacıllı Tümülüslerinde kazılar yapılmıştır.

Naip tümülüsüNaip Tümülüsü: Naip Köyü'nün çanakçı ovasında doğal bir sırt üzerinde yaklaşık 17 m yüksekliğinde 90 m çapında bir tümülüstür. 1984 yılında kazısı yapılmıştır. Tümülüsün içinde bir dramos, dramostan sonra merdivenle ulaşılan bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar odasında mermerden bir ölü yatağı, bir ziyafet masası, iki adet te sehpa bulunmaktadır. Küçük buluntular arasında gümüş kaseler, gümüş kepçe, gümüş süzgeç, bronz kandil, bronz kandil ayağı, bronz kalkan, bronz at koşumları, altın düğmeler yer almaktadır. Gömülen kişinin mezar yatağı üzerindeki kemikleri bulunamadığından kişinin kimliği konusunda buluntular üzerindeki araştırmalar sonuç vermemektedir. Mezar İ.Ö. 350 yılına tarihlenmektedir.
 
 

Karaevli Harekat Tepe Tümülüsü: Tümülüsün orijinal yüksekliği 22 m olup çapı 97 m kadardır. Tümülüste yapılan kazı sonucunda Trak Odyris Kabilesi krallarından Kersepleptes'e ait olduğu düşünülen sandık mezar buluntularıyla birlikte ele geçmiştir. Buluntular arasında altın kaplama boncuklarla süslü erguvani renk kraliyet elbisesi, meşe dalı şeklinde kraliyet tacı, sarmaşık dalı şeklinde Diyonizos Rahipliği tacı, bir kraliyet yüzüğü, ayaklarında sandaletleriyle ele geçmiştir.

Hayrabolu Hacıllı Köyü Tümülüsü:9,5 m yüksekliğinde olup çapı 60 m kadardır. Yapılan kazı sonucunda kremasyon mezar tipi ortaya çıkmış olup, ölü yakıldığı yerde gömülmüştür. Mezar çukurunun önünde ziyafetlerin yapıldığı ve atının yakıldığı yuvarlak bir çukur daha tümülüsün tabanında bulunmuştur. Gömülen kişi mezarda bulunan kılıç, mızrak ve kalkanından anlaşıldığı kadarıyla Roma I. YY'da Trak'lı bir komutandır.

ESKİ TEKİRDAĞ EVLERİ

Eski Tekirdağ evleriTekirdağ'ın tarihi geçmişi çok eskilere gitmesine rağmen Tekirdağ 1357 yılından önce gerek Bizans döneminin gerekse de diğer kültür ve medeniyetlerin izlerine rastgelmek mümkün değildir. Bu da şunu gösteriyor ki Türkler bu şehre tam anlamıyla mühürlerini vurmuşlardır. Ancak bölgede Cumhuriyete kadar Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklarda yaşıyordu.

Türk evleri çevrenin tabii ve sosyal çevrenin şartlarına, malzeme imkanlarına göre şekil değiştirdikleri, zaman içinde de türlü sanat akımlarına ayak uydurdukları görülmüştür. Rahat, ferah ve sağlıklı bir yaşama imkanı sağlayan, estetik açıdan üstün bir düzeye ulaşmış olan Türk evinin doğması Türklerin üstün sanat, yetenek ve yaratıcılıklarının sonucudur. Bu yansıma tabii olarak Tekirdağ iline ulaşmıştır.

Eski Tekirdağ evleri ilin eski yerleşim bölgesi olan Ertuğrul, Hürriyet, Ortacami, Eski cami, Yavuz, Turgut, Zafer ve Gündoğdu Mahallelerinin yanı sıra Malkara, Çorlu, Hayrabolu ilçelerinde de görülmektedir. Merkez ilçede toplam 260 kadar tescilli ev vardır. Bunların büyük bir çoğunluğu ne yazık ki harabe halindedir.

Tekirdağ'da cami, medrese, bedesten, han, hamam ve çeşme gibi eserler hep taştan yapılmıştır. Eski Tekirdağ evlerinin ise büyük çoğunluğu ahşap olup kâgir evler de vardır.

XVII. Yüzyılda Tekirdağ, bağ-bahçe ve gülistan bayırlar eteğinde bir şehirdir. Bu yüzyılda saray biçiminde 11 konak ve yüze yakın konak yavrusu büyük evin mevcut olduğu görülmektedir.

Bugünkü sahil ve sahil yolu deniz idi. Deniz sahil yolunun şehir tarafındaki büyük kagir evlere dayanırdı.

1927 yılından önce şehrin cadde ve sokakları daracık olup cadde ve sokak başlarında fenerler içerisinde numaralı teneke gaz lambaları yanardı. Sokakları Arnavut kaldırımıydı. Fenni kanalizasyon yoktu, eski künk borular vardı. Caddeler yangın vs. sebebiyle şehrin 3. valisi Arif Hikmet Bey'in çabaları ile bugünkü halini alabilmiştir. Bugünkü Muratlı caddesinin başı 1927 yılında yapılan kamulaştırma sonucu açılmıştır. Kente elektrik 30.11.1930 tarihinde Belediye başkanı Ekrem Bey'in zamanında getirilmiştir. İlk su şebekesi de ondan sonra yapılmaya başlanmıştır.

Mahmut Sümer "Tekirdağ'ın Eski Günleri isimli eserinde eski kayıtlara göre şehrin çeşitli mahallelerinde 4.414 evle 981 dükkanın ve 278 zahire deposunun mevcut olduğunu belirtmektedir. Günümüzde ise tescil kaydı devam eden 260 kadar sivil mimarlık örneği ile 63 anıtsal eser vardır.

Tekirdağ'ın eski kent dokusu ve sokaklarının oluşumunda başlıca etmenleri şöyle sıralayabiliriz.
  • Şehrin deniz kenarında bulunması
  • Bölgesel ve coğrafi etkenlera
  • Ekonomik etkenler
  • Kültürel etkenler
Eski Tekirdağ evleri, yükseklikleri, mimari özellikleriyle uyumlu, çevreye ve birbirine saygılı, yanyana ve destek olarak bir bütünlük oluşturmaktadır. Evlerin yola, güneşe ve güzel manzaraya doğru açık cephesi bulunur. Eski kent dokusu içinde yer alan konutların tümünde, plan kuruluşu veya sokak konut ilişkisi yönünden ortak bir niteliğe rastlamak mümkündür.

Ertuğrul mahallesinde denize paralel caddeler ve bunları denize doğru dik olarak kesen sokaklar vardır. Burada deniz rüzgarlarının iç mahallere kadar girmesi amaçlanmıştır.

Eski Tekirdağ evlerinde, Türk aile geleneğinin etkileri görülür. Bunun en önemli örneği, büyük evlerin mekan olarak haremlik ve selamlık diye ayrılmasıdır.

Büyük ailelerin bir arada yaşama geleneği nedeniyle iki üç kuşak birarada otururdu. Evler de bu ihtiyaca göre düzenlenmiştir.

Kışlık yiyecekleri hazırlanarak saklanması ve diğer ihtiyaçlar içinde zengin katlar düzenlenmiştir. Buraları yaşama alanı olarak da kullanılırdı. Bazen ailelerin ihtiyaçlarına göre hayvanlar için barınak olarak kullanılmıştır.

Evlerin büyüklüğü ve tezyinatı ailenin ekonomik gücüne göre düzenlenmiştir. Varlıklı kimseler evin iç ve dış yüzüne yağlı boya ile boyatmışlardır.

Eski Tekirdağ halkı zevk sahibidirler. Halkın bu özelliğini evlerin cephesindeki tahta süsler yansıtmaktadır. Akşamları büyük havuzlu ve her cins çiçekli bahçelerde yapılan zevk ve sefalar, düğün ve hamamlardaki eğlenceler sosyal hayatın bir parçasıdır.

TEKİRDAĞ EVLERİNİN MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Tekirdağ'ın eski evleri, genellikle iki veya üç katlı olup ahşaptan yapılmıştır. Duvarları ahşap, çatkı arası kerpiç dolgudur. Dış cephe yatay olarak ağaç malzeme ile kaplanmıştır. Temeller ve zemin kat taştan yapılmıştır.

Büyük evlerin pek çoğu haremli, selamlıdır. Çatı katları oldukça yaygındır. Birçok evde orta kattaki cumbanın üstü çatı katında örtülü balkon şeklindedir.

Ağaç giriş kapıları çift kanatlı, oyma, kapı kollu veya tokmaklıdır. Giriş kapısı çoğunlukla giriş nişi ile içeri çekilmiştir. Birinci kata çıkan dış merdivenler mermerdir. Merdiven ön cephede olup genellikle 7-8 basamaklıdır. Çift taraflı merdivenler de vardır.

Taştan yapılan zemin katın tek kanatlı ayrı bir kapısı vardır. Kapı da genellikle evin ön cephesindedir ve alçaktır. Kiler, depo, ocak vb. zemin kattadır.

Evin içinden birinci ve ikinci kata tahta merdivenlerden çıkılır. Odalarda pencere altlarında sedir vardır. Tavan ve tabanlar tahtadır.

Evlerin hemen hepsi şahnisli, yani ileriye çıkmalı, cumbalıdır. Cumbaların altında cumba destekleri vardır. Ahşap direklerin destek olarak kullanılması da çok yaygındır.

Evlerin ön cephelerine tezyinat yapılmıştır. Evler geniş ve çok pencereli olup alt kat pencereleri demir parmaklıdır. Pencerelerin etrafında, dış cephede genellikle tahta süsler vardır.

Balkon, cumba veya saçaklar tahta süslerle süslenmiştir. Bu süsler tezyinatın en önemli unsurlarıdır.

Bitişik evlerde, çoğunlukla öne ve arkaya meyilli beşik örtüsü çatı, ayrık evlerde ise dört tarafa veya iki yana akıntılı çatı kullanılır. Çatılar saçaklı ve alaturka denilen tek oluklu kiremitle kaplıdır.

Günümüze kalmayan konakların cümle kapılarının gayet yüksek açılan kanatları olup, geniş bahçesinin bir tarafında, mutfağı, arabalığı, hayvan ahırları, uşak ve hizmetçi odaları, hususi mermer hamamı, büyük havuzlu çeşmesi, çift kuyusu vardır. Harem ve selamlığı ayrıdır.
Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Müzeler

Arkeoloji ve Etnografya Müzesi

Tekirdağ Arkeoloji MüzesiTekirdağ Müzesi 1967 yılında bugün Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün bulunduğu binada hizmete girmiş, 1977 yılına kadar küçük bir teşhir salonunda hizmetini sürdürmüştür.

Bugünkü müze binası 1927 yılında Vali Konağı olarak inşa edilmiştir. 1977 yılında İl Özel İdaresi'nce Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis edilen ilk Cumhuriyet dönemi yapılarından olan kâgir yapı, daha sonra aslına uygun restore edilerek müze haline getirilmiştir. Tekirdağ bölgesinde bulunmuş olan tarih öncesi çağlardan günümüze kadar gelen toplam 14.051 adet eser bulunmakta olup, bunlardan 1.066 adedi sergilenmektedir.

a)
Taş Eserler Salonu: Perinthos Marmara Ereğlisi), Heraion (Karaevlialtı), Byzante (Barbaros), Apri (Kermeyan), ve Tekirdağ'ın diğer ilçe sınırları içindeki ören yerlerinde bulunmuş steller, adak stelleri, heykeller, heykelciklerden oluşan taş eserler ile, Naip Tümülüsü Odası aynı boyutlarda hazırlanan cam bir oda içinde tüm buluntuları ile sergilenmektedir.

b)
Arkeolojik Küçük Eserler Salonu: Tarih öncesi çağlardan Bizans dönemine kadar olan süre içinde yapılmış olan eserlerden pişmiş toprak Ana Tanrıça kabı, günlük kullanım kapları, krater ve amphoralar, madeni heykelcikler, kaplar, mızrak uçları, ok uçları, fibulalar, cam ve taş takılar, koku şişeleri, süs eşyaları ile madeni paralar sergilenmektedir.

c)
Etnografya Salonu: Osmanlı ve yakın dönemlerde kullanılan pişmiş toprak sırlı kaplar, ateşli ve kesici silahlar, gümüş takılar, Tekirdağ yöresi kadın ve erkek kıyafetleri, hamam takımları, el işlemeleri sergilenmektedir. Karacakılavuz dokumaları ile eski Tekirdağ Yatak Odası teşhiri bu bölümde yer alır.

d)
Tekirdağ Odası: 19. yy. ve 20. yy. Başlarını canlandıran bir oda iç fonksiyonlarıyla tasvir edilmiştir.

e)
Açık Teşhir: Müzenin beş teraslı geniş bahçesinde Tekirdağ çevresinde bulunan Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari parçalar, lahitler, mezar taşları, yazıtlar, sütunlar, heykeller, mil taşları ve kabartmalar teşhir edilmektedir.

Aralık 2006 ayı sonu itibariyle Müzeyi 6566 yerli ve yabancı turist ziyaret etmiş olup, Müzede 9521 adet sikke, 2941 adet arkeolojik eser ve 1846 adet etnografik eser olmak üzere toplam 14308 adet eser mevcuttur

Rakoczi Müzesi

Rakoczi EviMacar prensi II. Ferenç Rakoczi'nin Tekirdağ'a 1720 yılında gelip ölüm tarihi olan 1735'e kadar içinde 15 yıl oturduğu dönemin Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyan bir Türk evidir. Macar Hükümeti tarafından 1932 yılında bir Macar mimarına aslına uygun onartılarak Müze haline getirilmiştir.

Girişindeki Türkçe ve Macarca kitabede binanın ne zaman ve ne maksatla restore edildiği yazılmaktadır. İkinci kattaki büyük bir odada Macar istiklâl mücadelesi kahramanının yağlı boya bir tablosu ile muhtelif eşyaları ve tarafından yapılan tahta oymalarının kopyaları teşhir edilmektedir.

Namık Kemal Evi

Tekirdağ Namık Kemal Evi, Orta cami mahallesi, Namık Kemal caddesi No: 7 de, Namık Kemal Derneği, İl Özel İdaresi, Tekirdağ Eğitim Vakfı, Tekirdağ Belediyesi, Vakıflar, Okullar, Belediyeler, Gönüllü kuruluşlar ve tüm halkımızın desteği ile inşa edilmiştir.

21 Aralık 1992 de temeli merasimle atılan bina, 21 Aralık 1993 te hizmete girmiştir.

19.Yüzyıl Osmanlı mimarisi tarzında üç kat olarak inşa edilen bina aslına sadık kalınarak yapılmıştır. Etrafında geniş bir bahçe duvarı vardır. Binanın dışı ve altı odası ahşap malzeme ile kaplanmıştır.

Namık Kemal Caddesi'ne bakan bahçe duvarı tarafında büyük bir porta kapı ile bahçeye girilmektedir. Bahçede Açıkhava sahnesi ve seyirlik alan bulunmaktadır.

Bodrum katının bahçeye açılan kapısından bodruma girildiğinde büyük panolarla donatılmış sergi salonu göze çarpar. Burada çeşitli sergiler açılmaktadır.

1. kata mermer döşeli bir holden girilir. Burada Atatürk ve Namık Kemal'in büyük tabloları ilgi çeker. Sofaya girildiğinde ise Namık Kemal'in adını taşıyan yerler, basın ve yayınlar, belgeler, kendisine, ailesine ait fotoğraflar bulunur. Camekanlı dolaplarda ise Tekirdağ'ın eski fotoğrafları, 19. Yüzyılda kullanılan el ve ev işleri, aydınlatma araçları, kahve, çay takımları bulunmaktadır.

Sofanın sol köşesindeki mutfakta Tekirdağ yöresindeki her türlü mutfak araç ve gereçleri teşhir edilmektedir.

Eski kiler odası, modernize edilerek, 19. Fırka ve Atatürk odası olarak döşenmiştir. Burada Atatürk'ün Tekirdağ'a çeşitli gelişleri ile ilgili hatıralar sergilenmektedir.

1. kattan 2. kata geniş bir merdivenle çıkılır. Çıkışta Gazi Hasan Paşa, Yavuz Sultan Selim ve Türklerin Rumeli'ye geçiş tabloları yer almaktadır.

2. kat bir salon ve dört odadan ibarettir. Namık Kemal Salonu'nda Tekirdağ ve yöresi erkek ve kadın kıyafetleri ibrik ve abdest leğeni vs. Diğer gömme camekanlar ise Namık Kemal'in eserleri (kitapları, gazeteleri, yazıları) ve görev yaptığı, sürgüne gönderildiği yerlerin fotoğrafları ve diğer eşyalar ile tablolarla bezenmiştir.

Büyük salona açılan misafir odası, Tekirdağ İl Özel İdaresini temsilen derneğe yaptığı katkılardan dolayı bu odaya Vali Şenol Engin Misafir odası adı verilmiştir. Geleneklerimize göre misafir odası olarak döşenen odada, alçak bir sedir döşenmiş, arka yastıkları, köşe yastıklarının yanında Tekirdağ'ın gelin kıyafetleri dallı ve bindallılar sergilenmiştir.

Mehmet Serez Tekirdağ Araştırmaları ve Basın Odası ise derneğin kurucularından ve Namık Kemal Evi'nin bu duruma gelmesinde büyük emeği geçen Mehmet Serez'in adını taşımaktadır. Odada Tekirdağ'lı şair ve yazarlar, devlet adamları, bilim adamları ve Tekirdağ ile ilgili belgeler sergilenmektedir.

Namık Kemal Odası'nda ise Namık Kemal'in soy kütüğü ve 19. Yüzyıla ait birçok eşya bulunmaktadır. Evin yatak odası eski devri yansıtan karyola, ayna, sedir, divan, çeyiz sandığı gibi eşyalarla süslenmiştir. Bu odanın içinden gusülhaneye geçilmektedir. Burası da bir Türk Hamamı şeklinde düzenlenmiştir.

MALKARA EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI MÜZESİ:

1993 yılında açılan bu özel müzenin halkın gönüllü bağışlarıyla 250 civarında arkeolojik, 350 civarında etnografik ve 475 civarında da sikkeden oluşan koleksiyonu bulunmaktadır. Halen 4 katlı Kültür Sitesinin 1. katında hizmet vermektedir. Tel: (0.282) 4270172-3
Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Coğrafya

COĞRAFİ KONUMU

Kuşbakışı TekirdağTekirdağ Türkiye'nin Kuzeybatısında, Marmara Denizinin kuzeyinde tamamı Trakya topraklarında yer alan üç ilden biri, ayrıca Türkiye'de iki denize kıyısı olan altı ilden biridir. Tekirdağ 41º 34' 52" - 40º 52' 53" - 41º 35' 28" – 40º 32' 23" kuzey enlemleri ile 28º 09' 14" - 26º 42' 42" – 28º 08' 34" – 26º 54' 24" doğu boylamları arasındadır.6.313 km² yüzölçümüne sahip ilin denizden yüksekliği 0-200 m arasındadır. İI doğudan İstanbul'un Silivri ve Çatalca, kuzeyden Kırklareli'nin Vize, Lüleburgaz, Babaeski ve Pehlivanköy, güneyden Marmara Denizi ve Çanakkale'nin Gelibolu ilçesiyle ile çevrilidir.

Kuzeydoğudan Karadeniz'e 1,5 km'lik bir kıyısı vardır. Ergene Havzasının güney kesimindeki en büyük kent olan Tekirdağ, Güney Ergene yöresinden ve kuzeyden gelen yolların Marmara denizine ulaştıkları yerde, geniş bir körfezin kıyısına kurulmuştur. İI merkezi kısmen vadi yamaçlarında, kısmen yalıyarlar üzerinde birbirini izleyen üç basamak üzerine yayılır. Vilayet konağının bulunduğu ilk basamakta yükselti 12 m, çarşının bulunduğu basamakta 25 m. ve kuzeyde Tuğlacılar Lisesinin bulunduğu basamakta 45 m.'dir.

JEOLOJİK YAPI

Tekirdağ'ın jeolojik yapısı oldukça gençtir. I. zamanda il alanı denizlerle kaplıdır. Bu arada aşınmalar nedeniyle denizlerin dibinde karasal kökenli tortular oluşmuştur. II. zamanda Alp kıvrımlarının etkisiyle Kuzey Anadolu dağları ile birlikte Tekir Dağları oluşmuştur. Daha önceden oluşmuş olan eski temel ve tortul tabakalar da yer yer kırılmış, kıvrılmıştır. III. Zamanın sonunda neojende, Tekir Dağı yeniden alçalmış ve düzleşmiştir. Bu dönemde Ganos ve Koru dağının kuzeyinde uzanan platoda gre ve marnlar birikmiştir. İl, günümüzdeki görüntüsünü IV. zamanda almıştır. Anadolu ve Trakya yükselirken, Ege Marmara ve Karadeniz havzaları alçalmıştır. Topraklar genel olarak kil içeren ve çimentolaşmış grelerden oluşur. Tekirdağ ve yakın çevresinde gözlenen formasyonlar hakkında kısa bilgiler; oluşum yaşı yaşlıdan gence doğru aşağıda verilmiştir. Formasyon terimi; farklı jeolojik özellikleri ve arazideki görünümlerinin farklı olması nedeniyle birbirinden ayırt edilebilen kayaç guruplarını tanımlamaktadır.

  1. YENIKÖY KARIŞIĞI : Serpantinit, mavisisit, diyorit, porfirik alteredasit, fillit, grafit, sist, klorit, sist, metadolerit, spilit, metaçört ve rekristalize kireçtaşı bloklarından oluşmuştur.
  2. LÖRT FORMASYONU : Kirmizimsi yesil, yesilimsi kül renkli, ince ve orta tabakali kireç tasi özelligindedir. Üst kesimleri yer yer kuvars kumlu kireç tasi seklindedir.
  3. KARAAGAÇ LİMANI FORMASYONU : Birbirleriyle yanal ve düsey geçisli mil tasi,kil tasi, kum tasi ardalanmasiyla bunlarin arasinda yer alan çakil tasi merceklerinden oluşmaktadır.
  4. KOYUN LİMANI FORMASYONU : Tabanda griy, açik griy, üste dogru siyah, killi,siltli,masif çamurtasi ile baslar; üste dogru kumtasi ve çamurtasina geçer.
  5. FIÇITEPE FORMASYONU : Genel olarak üste dogru tane boyu küçülen çakiltasi – kumtasi ile bunlarla ardalanmali çamutasi ve çok ince taneli kumtasindan oluşur.
  6. SOĞUCAK KİREÇTAŞI FORMASYONU : Beyaz grimsi beyaz, yer yer sarimsi beyaz, kumlu ve killi seviyeli, erime bosluklu kireçtasi ve karbonatlardan oluşur.
  7. GAZİKÖY FORMASYONU : Yer yer çok ince taneli kum tasi ve tüf katkili seylerden oluşmaktadır. 8- KORUDAG FORMASYONU : Kumtasi – kiltasi ardalanmasiyla, bunlar arasinda yer alan çakiltaslarindan oluşur.
  8. KEŞAN FORMASYONU : Kumtasi – kiltasi ardalanmasiyla, bunlarin arasinda yer alan mercek seklinde çakiltasi ve volkanik kayaçlardan oluşmaktadır.
  9. YENİMUHACIR FORMASYONU : Kil taşı ve çamurtaşının egemen olduğu ve içerisinde yer yer kumtasinin bulunduğu tortul kayaçlardan oluşur.
  10. DANİŞMEN FORMASYONU : Kiltaşı, silttasi ve marn kayaçlarindan oluşur.
  11. ERGENE FORMASYONU : Beyaz, sarimsi beyaz, gevsek tutturulmus çakıl – kum, renkli kil, çakil ve killi çamurtasindan oluşur.
  12. TRAKYA FORMASYONU : Çakiltasi – kumtasi ve miltasindan oluşur. 14- ALÜVYON : Kil, silt, kum ve çakil türü tortul kayaçlardan oluşur.

Deprem Haritası

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Balkan yarımadasının güneydoğu kesiminde yeralan Trakya bölgesinde farkli morfolojik üniteler vardır. Bunlarin baslicalari farkli yükseltiler gösteren dag ve tepeler ile, daha az yükseltide yeralan platolar ve farkli büyüklükteki ovalardır. Tekirdağ bölgesinde bu morfolojik ünitelerden daglik olanlari kuzeydeki Istiranca (Yildiz) daglik kütlesi ile güneydeki Ganos (Isik) ve Koru daglaridir. Bu iki daglik arazi arasinda, Ergene irmaginin kollari ile yarilmis, hafif , orta ve bazen dik egimli peneplen arazileri ile güney ve yer yer orta kısımlarda yeralan yüksek tepelik ve egimli yamaç araziler bulunmaktadır.

DAĞLAR

Ganoslarİlin en önemli yükseltisini olusturan Tekir Daglari , Tekirdağ kentinin 12 km güneyinde Kumbag' dan baslar, Gelibolu kistagina kadar bir sira halinde (60 km) uzanir. En yüksek yeri Ganos (Isik) dagidir. Yüksekligi az olmasina karsin (945 m) heybetli bir dag görünümü vermesi, Marmara denizinin hemen yani basindan yükselmesindendir. Ganos daginin profili desimetriktir. Güney yamaci, kuzey yamacindan daha diktir .Özellikle Kumbag ile Gaziköy arasinda kalan saha kiyiya çok dik bir sekilde iner .Bu daglik kütleyi kuzeyden Isiklar Deresi, Semetli Deresi, Çaydere ve Dolapdere; güneyden ise Dutlimani Deresi, Köyderesi, Uçmakdere, Yatandere, Degirmendere, Hasköy Deresi ve Büyükdere gibi boylari kisa akarsular derince yarmislardir.

Bu nedenle Ganos daglarinin yamaçlari parçali oldugu halde üzeri sarp degildir. Üzerinden bakildigi zaman plato görünümü verir. Bu daglik alan çevresindeki alçak kısımlarda bitki örtüsünün gürlügü ve çesitliligi ile ayirt edilir. Yükseltinin yagis üzerine etkisi nedeniyle Ganos kütlesi kismen orman ve çaliliklarla kaplidir .Kuzey yamaçlarinda görülen gürgen, mese, ihlamur agaçlari, güney yamaçlarda yerini kuru orman ve maki topluluklarina birakir. Ganos daglarinin batisinda yeralan Korudag güney Trakya'nin en önemli yükseltilerindendir. Kuzeydogu-güneybati yönünde uzanan bu kütlenin Kizilpinar tepesinde yükseltisi 725 metreyi bulur. Koru daglari esmer ve yesilimsi renkte flis fasiyesindeki mümülitik gre ve marnlardan olusmus yeryer bazalt akintilari ile yarilmistir. Kütlenin Saros körfezine bakan yüzü kuzey tarafina göre daha diktir. Korudag akarsular tarafindan parçalanmis Ganos daginin görünümündedir.

Kuzeyindeki alçak platolar bitki örtüsü bakimindan fakirdir.Yer yer mese ve çaliklara rastlanir. Ama Korudagi ' nin yüksek kesimlerinde önemli sayilabilecek kizilçam ormanları yer alir . Ilin dogu kesimi daha az yüksektir. Hafif dalgali düzlükler üzerinde bazi sirtlar görülür. Bunlardan biri,Çorlu çevresinde; dogu-bati dogrultusunda uzanir. Ergene havzasini sinirlayan ve bir su bölümü çizgisi görevi gören bu sirt, doguda Istranca batida Tekirdağ eteklerine kavusur. Istrancalar (Yildiz Daglari), Çerkezköy'de baslar ve kuzeye gittikçe yükselir. Egrektepe (234 m), Yassitepe (352 m), Karatepe (484m) dir. Bu tepelerin dogu yamaçlari Karadeniz'e iner. Karatepe ve Yesilkulak tepeleri arasindaki Bahçek'den ayni adi tasiyan dere ile il siniri gittikçe alçalarak Karadeniz'e çok güzel kumsali olan bir kiyisi vardır. (Kunduzluk-Kastron) Çamlikköy denilen bu yerde denize ulasan derenin dogusunda Istanbul, batisinda Kirklareli il hududu baslar .

OVALAR

Iç kesimlerde akarsularin genis tabanli vadilerini kaplayan genis ve bereketli ovalar yer alir. Bunlarin en önemlileri Çerkezköy'den baslayarak bati yönünde, Ergene yatagi boyunca giderek genisleyen Ergene Ovasi ile Ergene nehrine akan Hayrabolu ve Çene (Besiktepe) derelerinin alüvyon yataklari boyunca uzanan Hayrabolu ve Çene Ovalaridir. Marmara kiyilari boyunca uzanan dar ve küçük kiyi ovalari, akarsularin getirmis oldugu materyellerin kiyi boyunca birikmesi sonucu olusmustur. Denize ulasan derelerin yataklarinda olusan ovalar, ilin dogusundan (Istanbul sinirindan) baslayarak su sekilde sinirlanmistir: Sultanköy-Marmara Ereglisi arasinda Kinik Ovasi, Marmara Ereglisi - Yeniçiftlik arasinda Kumluca Ovasi , Yeniçiftlik - Karaevli arasinda Serefli (Basalan) Ovasi, Karaevli - Köseilyas arasinda Degirmenalti Ovasi, Barbaros -Kumbag arasinda Naip ovalari ile Tekir Daglari'nin güney eteklerinde Hasköy'den Kizilcaterzi'ye kadar uzanan Sarköy kiyi ovasi..

Bu ovalarin gerisinde çesitli yükseltideki taraçalar kiyi oynamalari sonucu olusmustur. Marmara Ereglisi, Tekirdağ, Mürefte, Sarköy kiyilarinda bu taraçalar daha belirgindir.

VADİLER

Hayrabolu Vadisi Hayrabolu Deresi'nin olusturdugu, Hayrabolu vadisi ''V'' kesitli, iki yamaci farkli egimli bir vadidir. Vadinin güney yamaci kuzey yamacina göre daha diktir. Vadinin tabani kumlu ve çakillidir, Bu yapi Sipahi Deresi' ne kadar, ince bir serit halinde uzanir, Buradan doguya dogru genisler. Bu genisleyen kesimde, Ibrice ve Cevizdere gibi küçük ovalar olusmustur. Kurtdere Vadisi Hayrabolu Deresi' nin bir kolunu olusturan Kurtdere'nin ayni adi alan köyün yakininda açtigi "V'' kesitli bir vadidir. Vadinin derinligi, Besyalak Çesmesi' nden baslayarak kuzeye dogru artar. Dere vadideki alüvyonlar içinde, menderesler çizerek akmaktadir, Kutlugün' ün güneyinde, vadinin bati yamaçlarinda, 15-20 metre boyunda. 6-7 metre derinliginde bir yamaç vardır, Baglarsirti Tepesi'nin hemen yaninda Kurtdere' ye katilan ikinci bir derenin açtigi vadinin yamaçlari daha diktir. Buralardaki bitki örtüsü oldukça siktir.

Çengelköprü Vadisi Çengelköprü adli küçük bir derecigin açtigi bir vadidir, Bu vadinin bati yamaçlari kumtaslarinin direnci nedeniyle daha az asinmistir, Vadi tabani iri taneli kumlu, çakilli, alüvyonlarla kaplidir. Çurçura Vadisi Hayrabolu Deresi' nin bir kolu olan Çurçura Deresi' nin olusturdugu ''V'' kesitli, iki yamaci farkli egimli bir vadidir. Vadide ince serit halinde kil, kum ve çakillara rastlanir. Dere bunlarin içinden akar. Vadi yamaçlarinda bloklar halinde kumtaslari yer alir. Vadinin dogu yamaci fazla asindigindan yatiklasmistir. Çorlu Vadisi Çorlu Deresi' nin açtigi bu vadi, Çorlu ilçesinin kuzeyinde, kuzeydogu-güneybati dogrultusunda uzanir, IV. Zaman' daki yükselme hareketleri sirasinda vadi gençlesmis ve gömülmüstür. Vadide yer yer çakillara rastlanir, Vadinin kuzeye göre güney yamaçlari daha diktir. Bu dik yamaçlar boyunca kütle hareketleri görülmekte, yer yer birikinti konilere rastlanmaktadir .

Gölcük Vadisi Gölcük Deresi' nce oyulmus vadinin iki yamacida egim farklidir. Vadinin kuzey yamaçlari hafif bir egimle ovaya iner. Güney yamaçlari ise diktir. Dik yamaçlar paleozoik yasli sistlerden olusmustur.

AKARSULAR

Tekirdağ, Ergene havzasinda yer almakla birlikte , bitki örtüsü ,yagis ,jeolojik yapinin yetersizligi nedeniyle seyrek ve az akarsu agina sahiptir. Akarsularin debi ve rejimleri düzensiz olup, yagis miktari ve rejimiyle orantilidir. Yazin, sulari azalarak kurumakta, kisin ise yagis ve kar erimeleriyle çogalmakta, hatta tasmaktadir. Ilimiz sinirlari içinde bulanan dereler ancak yagmur ve kar sulari tasir. Ayrica bunlari besleyen kaynak yoktur. II akarsulari Saros Körfezi, Marmara Denizi ve Karadeniz'e dökülür. Ergene teknesi içinde dogu-bati dogrultusunda akan Ergene nehri ve kollari ilin en önemli akarsuyudur. Saray yakinlarindaki Güneskaya'da dogan Ergene güneybatiya akarak, Muratli yakinindaki Inanli köyüne kadar Çorlu ve Vize dereleri ile birleserek, Ergene Nehri adini alir. Güneyden Hayrabolu Çene (Besiktepe) dereleri Ergene nehrine ulasir. Ergene Nehri, il sinirlarimizdan çiktiktan sonra Ipsala yakinlarinda Meriç nehri ile birleserek sularini Saroz körfezi'ne bosaltir.

Ergene nehri ve kollari (Çorlu-Hayrabolu deresi) devamli su tutmakta ise de havzalari dar tasidigi su miktari azdir. Marmara kiyi seridinde yer alan derelerin akislari ise devamlilik göstermez. Yaz mevsiminde kururlar. Kisa boylu ciliz akarsular, sularini Marmara Denizi'ne bosaltirlar. Seymen Deresi, Kumluca Deresi, Serefli Deresi, Degirmendere, Gazioglu Deresi, Doganci Deresi, Isiklar Deresi, Olukbasi Deresi ve Gölcük Deresi baslicalaridir. Bahçeköy Deresi ise suyunu Karadenize bosaltir. Ergene Irmagi Ergene Irmagi, Istiranca Daglari'nin dogusunda, Karatepe'den dogar. Kuzeydogu-Güneybati yönünde akarak, Saray ve Çorlu ilçeleri topraklarini sular. Ergene Irmagina Muratli ilçe merkezinin kuzeyinde, güneyden Çorlu Deresi'ni alarak güney-kuzey dogrultusunda akmaya baslar ve Kirklareli topraklarina girer. Daha sonra Edirne'nin Ipsala'ya bagli Saricaali Köyü yakininda, Hancagiz yöresinde Meriç Irmagi na katilir.

Çorlu Deresi Çerkezköy'ün dogusunda Istiranca Daglari'ndan dogar; Pasa Deresi gibi birçok küçük dereyi alarak kuzeydogu-güneybati yönünde akar. Çorlu Deresi Çorlu ilçe merkezinin 5 km kuzeyinden geçtikten sonra, Marmaracik ve Kütüklü derelerini alir. Muratli ilçesinin kuzeyinde Ergene Irmagi"na karisir. Derenin suyu yazin iyice azalir, kisin yagislar nedeniyle artar. Hayrabolu Deresi Hayrabolu Deresi Ergene Irmagi'nin en önemli kollarindan biridir. Kuzey-güney yönünde akan dere, Hayrabolu ilçe merkezinden geçer ve kuzeyde Ergene Irmagi"na karisir. Isiklar Deresi Bir kolu Isiklar Köyü, diger kolu ise Nusratli Köyü yakinlarindan dogan Isiklar Deresi'nin birinci kolu güney-kuzey, ikinci kolu kuzey-güney yönünde akar. Bu iki kol Naipköy yakinlarinda birlesir. Isiklar Deresi birkaç kilometre sonra Kumbag'in kuzeyinden Marmara Denizi' ne dökülür. Olukbasi Deresi Arapli Tepeleri'nden dogarak, güneybati yönünde akar. Burada küçük bir kolla birlesir. Dik ve derin yataklar açarak kiyi düzlügüne ulasir.

Kiyi kesiminde hizi azalir ve egim nedeniyle bir dirsek oluşur. Sarköy ilçe merkezini geçtikten sonra Marmara Denizi' ne dökülür. Gölcük Deresi Isiklar Dagi'ndan dogan dere, Gölcük Köyü'den geçerek batiya yönelir. Tekirdağ il topraklarindan çiktiktan sonra Kavak Deresi adini alan dere Saroz Körfezi' ne dökülür.

KIYI ŞEKİLLERİ

Tekirdağ güney siniri boyunca uzanan Marmara Denizi'nde 133 km kiyisi bulunmaktadır. Ayrica Karadeniz'in de 2.5 km kiyisi vardır. Marmara kiyilari, dar ve küçük kiyi ovalari bir tarafa birakilacak olursa genellikle yüksek kiyilardir. Tekirdağ kiyilarinin tek dogal limani Marmara Ereglisi'dir. M. Ereglisi bir yarimada konumundadir. Dogusunda Marmara Ereglisi limani 1600 m çapli bir yarim daire biçimindedir. Agzi poyraza açik , diger rüzgarlara kapalidir. Siddetli lodos ve bati rüzgarlarindan korunmak için teknelerin sigindigi bir limandir .

Tekirdağ ilinin Marmara Ereglisi -Kumbag arasindaki kiyi kesimi genelde alçak ve plajli bir görünümdedir. Bu kiyilardaki plajlar daha çok kum taslarinin asinim ve çözünmesinden olusan kumullarin birikiminden meydana gelmistir.

Barbaros kiyilari deniz ve akarsu asindirmasina ugramis falezli kiyilara güzel bir örnektir .Bu yaliyarlar Barbaros deresinin agzindan 200 - 300 m güneyindedir. Denizden yüksekligi 10-12 m kadardir. Tortul katmanlardan olusmus yaliyarlarda, tabakalar belirgindir. Bu tabakalar arasindaki dayanikli kısımlarda peri bacasi olusmustur. Tabakalarda bulunan deniz hayvani fosilleri düzlügün bir deniz taraçasi oldugunu bize gösterir .

Kumbag - Gaziköy arasi ise Ganos daglarinin Denize dik inmesi ile yüksek bir kiyiya sahiptir .Kiyi kesimleri kaba unsur olan çakillardan olusmustur .Gaziköy - Sarköy arasinda kiyi tekrar alçalir ve yerini kumullarla kapli plajlara birakir .

Tekirdağ ilinin, Karadeniz kiyisindaki Kastro (Çamlikoy) körfezinden Çilingoz koyuna kadar uzanan sahil şeridi yüksek ve dik falezli bir görünüme sahiptir. Cep seklinde Kastro koyu gibi genis agizli koylar yaninda dar ve küçük çentik seklinde koylar da vardır. Istirancalarin denize dik inen kiyilarinda pek az rastlanan bu alçak kiyi düzlügü (Kunduzluk-Kastro) Çamlikoy; Bahçeköy deresinin getirdigi alüvyonlar ve dalgalarin getirdigi kumullar ile dolmustur .

MARMARA DENİZİ

TekirdağXIII. yy .da adalarinda çikan mermer dolayisiyla adina Marmara denmistir . Marmara denizinde Izmit'i Gaziköy'e baglayan kirik hatti üzerinde üç büyük çukur vardır. Bunlardan biri Izmit körfezinde (1207 m), diger ikisi Marmara Ereglisi (1355 m) ve Kumbag'in (1070 m) güneyindedir. Tekirdağ körfezi derinligi 100 m'yi geçmez. Self denilen sig bir denizdir .Deniz bitkileri ve hayvanlari bakimindan zengindir. Körfez Kumbag'dan batiya çekilecek çizginin güneyinde 1000 m'den fazla derinlesir .Balikçilar buraya kanal veya com demektedirler .Balik sürüleri ve asil akintilar buradan geçer . Tekirdağ ilinin Marmara kiyilarinda iki yerde kayaliklar vardır. Biri Marmara Ereglisi burnunun batisinda ve deniz yüzeyine çok yakindir. Bu kayaliklar asinmadan kurtulmus olan dirençli taslardir .Tasitlar için tehlikelidir.Yerlerini belli etmek için üzerinde deniz feneri vardır. Bu kayaliklar Yeniçiftlik köyü önüne kadar kiyiya yakin ve paralel bir serit halinde devam eder.

Ikinci kayalik Tekirdağ ile Barbaros arasindadir. Kiyidan 5-10 m uzaklikta ve kiyiya paraleldir. Derinligi 0 -1 m genisligi ortalama 5 m kadardir. Kayalar ile kiyi arasinda 0,3 - 0,7 m derinlikte kumsal bir deniz şeridi vardır. Kayalarin temeli dirençli ve tortul tas katidir. Su düzeyini altina kadar asinmistir. Üzeri kabuklu deniz hayvanlarinin tutunmasi ile yükselmis kalinlasmistir. Yani yasayan deniz hayvanlarinin salgilari, ölenlerin kabuklari kumlarla kaynasarak su düzeyine kadar ikinci bir tas kati meydana getirmislerdir .

Marmara denizinin yüzey sularinin sicakligi Yazin 23 -25°C ,kisin 7-9°C arasindadir. 220-350 m derinlikten sonra sicaklik degismez ; 14.2°C dir. Karadenizden gelen üst akinti nedeniyle; yüzey sularinda tuzluluk derinlere göre daha azdir. Yüzey sularinda ‰ 22 olan az tuzlu sularin kalinligi 15 m kadardir. Derinlerde tuzluluk hizla artar, 150 m de ‰ 38,5 'i bulur. Dipteki bu çok tuzlu sular dip akintisiyla gelen Akdeniz'in çok tuzlu sularidir.

İKLİM

Sicaklik ortalamalari ve genel nemlilik indisleri göz önüne alinirsa, Tekirdağ ili iklimi, iliman yari-nemli olarak nitelenir. Kiyi kesiminden iç kesimlere girildikçe denizden uzakligin ve yükseltinin etkisiyle sicaklik ve yagis degerlerinde küçük farklilasmalar görülür. Marmara denizi kiyisi boyunca,yaz mevsimi sicak ve kurak, kis mevsimi ise ilik ve yagisli geçen Akdeniz ikliminin özellikleri görülür. Ancak, Karadeniz ikliminin etkisiyle yaz kurakligi hafiflemistir. Kis mevsiminde kar yagislari olagandir. Iç kesimlere girildikçe yaz mevsimi daha kurak, kis mevsimi daha soguk geçen yari karasal iklim özellikleri belirginlesir.

SICAKLIK

40 yillik rasatlara göre, Tekirdağ'da Ocak ayi. sicaklik ortalamasi 4,4°C, Temmuz ayi sicaklik ortalamasi 23,3°C, yillik sicaklik ortalamasi ise 13,8°C dir. Bu degerler, Tekirdağ il merkezi ve Istanbul il sinirlarindan baslayip Sarköy'e kadar uzanan sahil şeridi için geçerlidir. Iç kesimlere girildiginde karasalligin ve kis mevsiminde Balkanlardan gelen soguk hava kütlelerinin etkisiyle 1-2°C, Ganos daglarinda yükseltinin etkisiyle 3-4°C ye varan sicaklik azalmalari görülür. Yillik sicaklik farklari kiyi bölümünden 19°C iken, iç kesimlerde 20 °C ye ulasir. Kuzeyinde yer alan 200-300 metrelik sirtlara göre batida daha yüksek, doguda daha alçak tepeler arasinda bulunan i1 merkezinde en yüksek ekstrem degerler 1940 yili Temmuz ayinda 37,6 °C ve 1994 yili Agustos ayinda 37,5 °C, en düsük ekstrem degerler 1942 yili ocak ayinda -13,5 °C olarak ölçülmüstür.

BASINÇ VE RÜZGARLAR

Ülkemizde kis ve yaz mevsiminde basinç sistemleri ve buna bagli olarak ortaya çikan rüzgar yönlerinde görülen degismeler ilimizi de etkiler. Kis mevsiminde batidan gelen gezici depresyonlar (alçak basinç) etkili olur. Ayrica Anadolu'nun iç kesimleri yüksek kiyi kesimleri alçak basinç alani durumundadir.1970-1997 yillari arisinda yapilan rasatlara göre Tekirdağ'da Ocak ayi basinç ortalamasi 1019,5 milibar degeriyle Türkiye geneline göre düsüktür. Bu nedenle gezici depresyonlar ve yerel hava akimlarinin etkisiyle sicak ve soguk cepheler sik sik yer degistirerek yöremizde yagislara neden olur. Yaz mevsiminde Türkiye'de etkili olan tropik basinç merkezlerinin etkisiyle sicak ve kurak dönem baslar. Ancak Asor yüksek basinç alanindan Basra alçak basinç alanina dogru olan hava akimlarinin etkisiyle zaman zaman serin ve yagisli günler de yasanir. Tekirdağ'da Temmuz ayi basinç ortalamasi 1012 milibar, yillik basinç ortalamasi ise 1015,7 milibardir.

Mevsimlere bagli olarak ortaya çikan basinç degisiklikleri rüzgar yönlerinde degismelere neden olur. Il merkezinde hakim rüzgar yönü kuzeydogu (poyraz) en siddetli rüzgar yönü ise kuzey (yildiz) dir. Kis mevsiminde Balkanlar üzerinden sokulan soguk cephenin etkisiyle zaman zaman kar yagislari görülür. Bu dönemde rüzgar yildiz ve poyrazdan eser. Orta Akdeniz üzerinden gelen sicak cephe etkili oldugunda ise Lodos eser. Meriç vadisinden kanalize olarak iç kesimlere de ulasabilen Lodos kiyi seridinde daha sik fakat kisa süreli eserek yagislara neden olur. Ilkbaharda hizini azaltan rüzgarlar yaz mevsiminde de yildiz ve poyrazdan esmeye devam eder. Eylül-Aralik döneminde ise karayel eser. Tekirdağ'da esen rüzgarlarin % 81'inin hizi 6m/sn den azdir. Hizi 6-12 m/sn olan rüzgarlarin orani % 17'dir. Bu oranlar, yörede esen rüzgarlarin bitki ve canli hayati için olumsuz etki yaratmadiginin göstergesidir.

NEM

Tekirdağ'da yillik bagil nem ortalamasi %76'dir.Kis aylarinda yükselen bagil nem ortalamasi, yaz aylarinda azalir. Kasim, aralik ve ocak aylarinda bagil nem orani % 80'in üzerindedir. Bu aylarda sicakligin düsük olmasi nedeniyle havanin su buhari tasima kapasitesi az, doyma noktasina ulasmasi kolaydir. Kis mevsiminde kiyilarin bagil nemi düsüktür. Bunun nedeni,iç kesimlere göre sicaklin daha yüksek olmasidir.

BULUTLULUK

Tekirdağ'da bulutluluk degerleri en sicak ve en soguk aylarda degisen yagmur rejimine benzeyen düzgün bir yükselme ve alçalma gösterir. Kis mevsiminde denizin etkisiyle Tekirdağ ve çevresinde bulutluluk orani fazladir. Ocak ayi bulutluluk miktari ortalamasi 7,4 tür. Diger kis aylari aralik ve subat aylarindaki ortalama deger de hemen hemen aynidir. Yaz mevsiminde bulutluluk orani azdir. Temmuz ayi bulutluluk ortalamasi 2,2'dir.Tekir Daglari ile Koru Daglari da çogu zaman bulutludur. Buradaki bulutlari deniz ve vadi meltemleri meydana getirir. Denizlerden ve ovalardan yükselen havanin isisi düser ve bagil nemi artar. Tekirdağ'da yillik bulutluluk ortalamasi 5,2 dir.

YAĞIŞLAR

Hükümet Caddesi'nde kışMeteoroloji Genel Müdürlügü'nün rasat sonuçlarina ve Türkiye'de yagisin yillik ve mevsimlik dagilisini gösteren haritalara göre Tekirdağ ilindeki yagis toplami kis mevsiminde 200-300 mm, ilkbaharda 100-150 mm, yaz mevsiminde 50-100 mm, ve sonbaharda 150-200 mm, arasinda degismektedir. Yil1ik ortalama yagisa gelince, ilin ortalarinda yer alan çanaklasmis bölgede 400-600 mm, Koru Dagi, Tekir Dagi ve Istrancalarda 800-1000 mm civarinda yagis vardır. Yagis degerlerindeki bu degisim yersekilleri özelliginin bir sonucudur.

Tekirdağ il merkezinde merkezinde uzun yillara ait yillik yagis ortalamasi 583,3 mm'dir. Yagislarda aylara ve yillara göre sapmalar görülür. Yagis miktari aralik ayinda en fazla (ort.86,2mm), agustos ayinda en azdir.(ort11,8 mm). Bu bilgiler Tekirdağ'da maksimum yagisi kis, minimum yagisi yaz mevsimine rastlayan Akdeniz yagis rejiminin hakim oldugunun göstergesidir. Yagisli günlerin yil içindeki dagilisi incelenirse, en az 2,2 gün en fazla 12,6 gün, ortalama yagisli gün sayisi ise 94 gündür. Yilin 185 günü bulutlu 86 günü ise açik geçer. Bazi yillarda dolu yagisi da görülmektedir.1963 yilinda en fazla (4 gün) kaydedilen dolulu günlerin yillik ortalamasi 0.8 gündür.

Karla örtülü günlere gelince, bazi yillarda (1934-1946) hiç görülmemistir. Buna karsilik 1954 yilinda 26 gün olarak saptanmistir. Genellikle aralik ayinda baslayip mart sonunda biten karli günler ortalamasi, aralik 1,2, ocak 2,8 subat 2,2 ve mart 0,8 olmak üzere yillik 7,0 gündür.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

Tekirdağ'in kuzeyinde Saray'a dogru uzanan Istiranca kütlesinin kuzey yamaçlari daha fazla yagis almasi nedeniyle kayin ormanları ile kaplidir. Bu kesimde ormanalti örtüsünü orman gülleri (Rhododendron) olusturur. Güney yamaçlara ve daha güneye dogru inildikçe, yagisin azalmasina bagli olarak, kayinin yerini mese ve gürgenin aldigi görülür.

Ergene havzasina dogru inildiginde ise yerlesim alanlari yakinlarinda seyrek olarak mese, gürgen, karacali ve karaagaç topluluklari göze çarpmaktadir. Bu küçük agaç topluluklari, Trakyanin iç kesimlerinin step alani olmadiginin bir kanitidir. Trakya bölgesi, tarim arazisi kazanmak amaciyla ormanlarin tahribi sonucu, bugünkü step arazisi görünümünü kazanmistir. (Antropojen step) Bu kisimda yer alan taban arazilerde ve vadilerde kavak ve sögüt türleri yaygindir.

Güneydeki Ganos daglarinin kuzey yamaçlarinda gürgen, mese, ihlamur agaçlari ve sik bir ormanalti örtüsü hakimken, güney yamaçlarda yagisin azalmasi nedeniyle kuru ormanlar ve maki topluluklari yer almaktadir. Koru daglarinda ise mese ve kizilçam ormanları ile maki topluluklari hakim durumdadır.

DEPREM DURUMU VE TEKTONİK

Tekirdağ; Karliova'dan baslayan Erzincan, Niksar, Ladik, Gerede, Bolu, Sakarya, Marmara Denizi'ni takiben Saroz Körfezine ulasan yaklasik 1.200 km boyunda 100-15.000 m genisliginde pekçok sayidaki faylardan olusan Kuzey Anadolu Fay ( KAF ) sonu yakininda yer almaktadir. ( 15-25 km ). Tekirdağ Il sinirlari içerisinde depreme neden olabilecek faylar; Saroz - Gaziköy fayi ile Marmara Denizin'de bulunan çukurluklarin kenarlarinda yer alan fay parçalaridir. Saros-Gaziköy Fayi: yaklasik 50 km. boyunda fay olup Kavak, Yeniköy, Gölcük, Yayaköy, Güzelköy ve Gaziköy yerlesim yerlerinden geçmektedir. Geçmiste pek çok depreme neden olan fay son olarak 09.08.1902 tarihinde 7,3 büyüklügünde depreme neden olmustur. Kuzey Anadolu Fay ( KAF ) zonunun bir bölümünü olusturan Marmara Denizi içerisinde bulunan çukurluklarin kenarlarinda yer alan fay parçalari bagimsiz ama sistemle beraber çalisirlar.

Bugün çok sayida arastirmacinin görüsüne göre KAF zonunu olusturan parçalarda siddeti 6,6'dan büyük depremlerin olusmasi 250- 350 yilda bir, siddeti 5,4-6,6 arasinda kalacak depremler 150-200 yilda bir ve daha küçük siddetli depremlerin ise 50-60 yilda bir tekrarlanabilecegi varsayilmaktadir. Bayindirlik ve Iskan Bakanliginin 18.04.1996 tarihli "Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasi" na göre Sarköy, Mürefte ve Barbaros 1. Derece deprem bölgesinde kaldigindan özellikle bu yerlesim yerlerinde yapilan yapilarda deprem yönetmeliginde belirtilen hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Ünlü Kişiler

Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı"Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ" derken, üçüncü Kemal, gene Balkanlar'da (Üsküp) doğmuş büyük şair Yahya Kemal Beyatlı'dır. Kendisi; Atatürk döneminde 1 Mart 1935'te V.Dönem ve 3 Nisan 1939'da VI.Dönem Tekirdağ Milletvekilliğini yapmış, Tekirdağ'a olan bağlılığını ve ilgisini şiirinde "Fetihler Ufku Tekirdağ" sözleriyle ifade etmiştir. İşte bu nedenle Tekirdağ'dan "Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ" diye söz etmek yanlış ve anlamsız sayılmamalıdır.

2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbul'da Vefa Lisesi'nde tamamladı. Paris'e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızca'sını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris'ten döndükten (1912) sonra, İstanbul'da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923),

Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu.

Büyükelçi olarak Pakistan'a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris'te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel'in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.

Paris'e gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua'da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür.

Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul'da yarattığı için, Yahya Kemal'deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı.

Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemal'i Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyeti'ne bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Bu Enstitü'nün yayımlamaya başladığı Yahya Kemal Külliyatı'nda şairin ilk üçü şiirlerini; diğeri makale, deneme ve anılarını derleyen şu eserleri çıktı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikayeler (1968), Siyasi ve Edebi Portreler (1968), Edebiyata Dair (1971), Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973), Tarih Müsahabeleri (1975), Bitmemiş Şiirler (1976), Mektuplar-Makaleler (1977) Hakkında yayımlanan kitapların sayısı yirmiyi geçer.

Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan

Tekirdağ'lı Hüseyin PehlivanÜnlü sporcularımız içerisinde Türk güreşine damgasını vuran 1934-1942 yılları arasında 9 yıl üst üste olmak üzere toplam 13 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elde eden Cihan pehlivanı Hüseyin Pehlivan (Hüseyin ALKAYA) vardır. Bu rekoru kıran henüz olmamıştır.

Baş Pehlivanlığı 13 yıl muhafaza eden Tekirdağlı Hüseyin Pehlivanı tanımayan onun ününü duymayan yok gibidir. Tekirdağ adını bütün Türk halkına tanıtan Hüseyin Pehlivan 1908 yılında Kırcaali'nin Alkaya köyünde doğmuş 14 yaşında güreşe başlamış ve 1927 yılında ailesiyle Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç ederek Tekirdağ'a yerleşmiştir. Dolayısıyla bundan sonra da Tekirdağlı lakaplarıyla ün bulmuştur.kendisi aynı zamanda Koca Yusuf'un çırağıdır. Hüseyin Pehlivan 10 Şubat 1982 yılında vefat etmiştir.

Tekirdağlı hemşerileri Hüseyin Pehlivan'ın heykelini şehre giriş kavşağına dikerek (Cumhuriyet Meydanı) Ona karşı kadirşinaslık örneği vermişlerdir.

Onu şimdi 8 Kasım 1946 tarihinde kendi dilinden tanımaya çalışalım.

"1324-1908 yılında Kırcaali'nin Alkaya köyünde doğdum. Sayadım köyümün adıdır. Babam Osman çiftçilik ve bakkallık ederdi. Güreşe meraklı olmakla birlikte yalnız bayramlarda güreşirdi. Aynı köyde ve ellibeş yaşında öldü. Bende ilk güreş merakı ağabeylerim Ali ve Bekir'den görerek başladı. On dört yaşıma gelince her ikisini yendim. Kardeşlerim çok kabiliyetli olduğumu görünce beni hiçbir işe sokmadılar. Biz çalışırız sen güreşi ilerlet dediler. On beş yaşımda evlendim. On dokuz yaşıma geldiğimde civarımızdaki bütün pehlivanları yenmiş bulunuyordum. Bulgaristan'da son güreşimi Elmalı yaylasında Koşukavak panayırında 120 kiloluk bir Bulgar ile yaptım. Bulgarı üst üste birkaç defa yendiğim halde kabul edilmedi. Üstelik gece beni öldürmeye kalktılar.

Bunun üzerine pasaport alarak ailem ile 1927'de Tekirdağ'a geldim. Çiftlikönü mahallesinde bir ev tuttum. Bir gün bu ev üzerimize yıkıldı.kayınpederim ve kayınvalidem, baldızımın iki kızı, üç komşu kadın öldüler. Allah karımı ve çocuklarımı esirgedi. Tekirdağ'da yaptığım güreşlerde yenildim. Beni 1929'da yenenlerin başında Uzunköprülü Hüseyin gelir.

Bunun üzerine hayatımı kazanmak için çapaya gittim. Bu sıralarda yeni harfleri okuyup yazmayı öğrendim. Memleketimde yalnız bir yıl okula gitmiş eski yazıyı bile belleyememiştim. Ailemi geçindirmek için bir yandan mütemadiyen çalışıyor fakat güreşten kendimi alamıyordum. 1929 Ramazanında İstanbul'a gittim. On beş gün güreştim. Ramazan'ın on beşinden sonra Bayburtlu Kara Yusuf benimle beraber dört genç pehlivanı Samsun'a götürdü. Samsun ve civarında dört ay kaldık. Hiç para kazanamadım fakat pehlivanlıkta piştim. Samsun'dan sonra ilk güreşimi Düzce'de yaptım.

Burada Baş Pehlivan Cemal ile karşılaştım ve başaltına güreştim. Güreşimiz 6 saat sürdü ve yenişemedik. Bundan sonra beni hep başa güreştirdiler. Güreşlerini dikkatle takip ettiğim ve beraber gezerek faydalandığım ustalarım Mandıralı Ahmet, Kara Ali Manisalı Rıfat, Çoban Mehmet'ten başka Mülayim, Cemal, Çoban Mahmut, Molla Mehmet, Şumnulu Arif gibi rakipler ile karşılaştım. Bunla arasında 1929'dan 1933'e kadar birçok güreşler yaptım ve kendimi ezdirmedim. 1933'ten sonra aramız ciddileşti. Daima mertçe tutuştuk. Nihayet 1936'da Eminönü Halk Evi Başpehlivanlık güreşi tertip etti. Burada 1935'in baş pehlivanı Kara Ali'yi Mülayimi, Afyonlu Süleyman'ı Arif'i yenerek başpehlivanlık kemerini aldım. Taksimde üst üste üç yıl tekrarlanan bu güreşleri daima kazandım.

Büyük Atatürk başarılarıma alaka gösterdi. Beni Çoban Mehmet ve Büyük Mustafa ile Florya'ya çağırarak güreştirdi. Bizi iltifatları ve bahşişleriyle sevindirdi.

1938 kışında, organizatör Asım Rıdvan ile Paris'e gittim. Önce derecemin anlaşılması için hususi kulüplerde elli pehlivan ile güreştim. Bir hafta içinde ve geceleri oldu. Karşıma çıkanları en çok on dakikada yendim. Sonra Finlandiyalı, Bulgar ve Fransız olmak üzere dört tanınmış pehlivan ile otuz bin seyirci önünde karşılaştım. Dördünü de on beşer dakikada yere vurdum.

Bunu üzerine organizatör Raul Paul beni odasına çağırdı. Fransız şampiyonu deglen ile yapacağım üç maçı kaybedersem on bin Türk lirası vereceğini söyledi. Damarlarımdaki Türk kanı buna asla müsaade etmedi. Yabancı bir memlekette baş pehlivan sıfatıyla temsil etmekte bulunduğum şerefi her şeyin üstünde olduğundan bu şeref için almak değil her şeyimi vermeğe her an hazır olduğumdan teklifi derhal reddettim. Mertçe karşılaşmama imkan verilmedi. Memleketime döndüm.

1939 Kırkpınar güreşlerinde Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğü tarafından Kurt Dereli Mehmet pehlivan adına altın bir kemer ortaya kondu. Bu kemer üst üste üç yıl baş pehlivanlığı muhafaza edenin olacaktı. Azmim ve kuvvetim ile bunda da muvaffak oldum ve kemeri aldım. 1942 Kırkpınar güreşlerinde Babaeskili İbrahim baş pehlivan ilan edildi ise de sonra onu birkaç kere yendim. Bilhassa Afyonda bir dakikada sırtını yere getirdim.

Şimdi otuz sekiz yaşındayım. Yüz on kiloyum. Boyum 178 ensem 52 santimdir. Kuvvetimden hiçbir şey kaybetmedim. Karşıma çıkacak her pehlivanı yenmeğe hazırım. Baş pehlivan oluncaya dek en büyük rakibim Mülayim idi. Onunla belki elli güreş yaptım. Önce çorluda yendim sonra karşımda dayanamadı. Baş pehlivan oluncaya kadar hiçbir resmi ve hususi yardım görmedim. Türkiye'ye gelince yuvamı sevdiğim Tekirdağ'da kurup geliştirdiğim için kendimi Tekirdağlı olarak tanıttım. Tekirdağ vilayeti kendisine kazandırdığım şerefe mukabil bana bir ev hediye etmek istedi.

General Kemal Balıkesir ve Vali Sakıp Beygo'nun teşebbüsleri ile işe başlandı. Fakat harp dolayısıyla Sayın General Tekirdağ'dan ayrılınca inşaat yüz üstü kaldı. Belediye kamyonlarının getirdiği birkaç metre küp taş ile Tekirdağ şoförlerinin taşıdığı kumdan başka yardım görmedim. Planı genişçe tutulan bu evi yalnız başıma yaptırmak zorunda kaldım. Bununla beraber bir ev sahibi olmama yol açan ve yardım eden şahıslara teşekkür borcumdur. Bugün içinde rahat ediyor ve birkaç kuruş kira alıyorum. Besim, Muhsin, Metin adlarında üç oğlum, Ayten adında bir kızım var.

Pehlivanlıkta esas kuvvet ve akıldır. İnsanın akıllızı pehlivan olur sözü bu sporu sevmeyenlerin uydurmasıdır ve yanlıştır. Bütün sporcular gibi ben de sağlam kafanın sağlam vücutta bulunacağına inanıyorum. Güreşte aklın rolü büyüktür. Sade kuvvet ile galip gelinmez. Güreşte yüz altmışaltı oyun vardır. Bunları yerine ve adamına göre kullanmak bir zeka işidir. Ben şimdiye kadar hiç içki kullanmadım. Hatta kahve bile içmedim. Ama artık bunları tek tük yapıyorum. Diğer pehlivanlarımıza bakarak benim bilhassa belim ve ensem kuvvetlidir, göğsüm geniştir. Yaptığım asıl güreş serbest güreştir. Devletçe ehemmiyet verilen alafranga, halkın sevdiği yağlı güreşlerdir. Yenilerden Yaşar Doğu'yu ve Celal Atik'i beğeniyorum. Yağlıda Babaeskililer; Sındırgılı Şerif, Karacabeyli Hayati, Lüleburgazlı Ali ve Ahmet, Hayrabolulu Süleyman, Manisalı Halil aynı ayardadırlar. Şimdi İngiltere'ye ve Amerika'ya gitmek, Türkün malum kuvvetini onlara da göstermek istiyorum…

TEKİRDAĞ TARİHİNE İLİŞKİN ÜNLÜ KİŞİLER

Turhan Oğulları: Turhan Oğulları Rumeli'nin alınmasında Süleyman Paşa ile beraber bulunmuş, önce Malkara dolayında yerleşmiş ve kuruluş devrimiz boyunca milletimize Şanlı hizmetlerde bulunmuş bir ailedir. Bu aileden yetişen en ünlü kişiler sıra ile Paşa Yiğit, Turhan Bey ve Ömer Bey'dir. Bu ailenin Saruhanlı yürüklerinin başında Rumeli'ye geçtikleri anlaşılmaktadır.

Paşa Yiğit: Süleyman Paşa ile beraber Rumeli'ye geçen ünlü akıncı başbuğudur. I.Murat ve Yıldırım Beyazıt zamanlarında Üsküp Beyliği, birinci Kosova'da öncü komutanlığı yapmıştır. Kabri Keşan ve Uzunköprü arasındaki linyitleri ile anılmış Paşa Yiğit veya Paşaköy'dedir.

Turhan Bey: Paşa Yiğit Bey'in oğludur. II.Murat ve Fatih devirlerinin sayılı komutanlarındandır. Kabri Malkara'nın kuzeyinde, Edirne iline bağlı (Kırkkavak) köyündedir. Turhan Bey burada bir külliye yaptırmıştır. II.Murat zamanında Yunanistan, Mora ve Arnavutluk üzerine yaptığı parlak akınlar ile buralarda devletin güvenliğini sağlamıştır. Turhan Bey tarihimize Mora fatihi 1446 ve ikinci Kosova'da Macarlar'a ağır darbeyi indiren komutan olarak geçmiştir.

Turhan Oğlu Ömer Bey: Turhan Bey'in en büyük ve tanınmış oğludur. Türbesi Malkara'daki Camisinin yanındadır. 1458'de Fatih ile beraber Mora'nın geri alınmasında bulundu. O sırada Atina'yı aldığı için Fatih gibi büyük bir padişahın takdirini kazandı. Fatih onun için "Din ve devlet böyle bir yerin teshirinden dolayı Turhan Oğlu'na nasıl müteşekkir olmasın" demiştir. 1462'de Eflak'da Kazıklı Voyvoda ile çarpıştı. Bosna'nın alınmasında büyük yararlıkları görüldü. Venedik şehri üzerine Türk tarihinin en şanlı akınlarından birini yaptı. 1473 Otlukbeyi savaşından, öncü komutanı Murat Paşa'nın yanlışı yüzünden Uzun Hasan Bey esir düştü. Böyle iken Uzun Hasan'ın karşısında daima Fatihi övdü. Uzun Hasan Bey Ömer Beyin yiğitliğine sadakatine hayran kaldı ve onu öldürmekten vazgeçti. Bu esaretten kurtulduktan sonra Arnavutluk'un alınmasına öncü komutanı olarak katıldı. II.Beyazıt zamanında Çukurova'da Mısır Memlukları ile yapılan savaşlarda bulundu, yine önemli kahramanlıkları ve hizmetleri görüldü.

Ayas Paşa: Ayas Paşa Mısır'ın alınmasından önemli hizmetler görmüş ve Tomanbay'ı ele geçirmiştir. Kanuninin bütün seferlerine katılmış ve sonunda sadrazamı olmuştur. Preveze zaferi onun sadrazamlığında kazanılmıştır. 1539 yılında vebadan ölen Ayas Paşa'nın Vize-Saray dolayında geniş toprakları ve ormanları vardı. Saray'da camisi, okulu, medresesi, imareti ve hamamı ile bir külliye yaptırmıştır. Külliyeye adı geçen mallarını vakfetmişti. Bu gün külliyeden yalnız cami ve hamam kalmıştır. Ayas Paşa İstanbul'dan Saray'a sık sık gelirdi. Sonraları Ayas Paşa Camisinin avlusu Kırım Han ve Giraylarının kabristanı olmuştur.

Rüstem Paşa: Kanuni Süleyman'ın damadı ve sadrazamı olan Rüstem Paşa Tekirdağ şehrine camisi, hamamı, medresesi, imareti ve hücreleri, kütüphanesi ile güzel bir külliye, ayrıca iki fil ayağı üzerinde duran altı kubbeli bir bedesten yaptırmıştır(1552). Şimdi camisi, bedesteni ve çarşısı ayakta kalan bu eserlerin mimarı Koca Sinan'dır. Rüstem Paşa'nın bundan başka Büyük Karıştıran'da bir Kervansaray'ı ve Hayrabolu'da hamamı vardı. Fakat bunlar yıkılmıştır. Adı geçen hayatına Tekirdağ'da bulunan birçok mahzen, tabakhane ve dükkanlarını Malkara ve Hayrabolu'nun içindeki ve köylerindeki gayrimenkullerini bağışlamıştı. Şimdi Tekirdağ'ın en değerli tarih ve mimarlık eseri adı geçen cami ve bedestendir.

Şair Ahmedi Sarban: Kanuni devrinde yaşamış ve Irak seferine katılmıştır. Deve kollarının komutanı olarak yaşadığı ve yerleştiği Hayrabolu'da 1545 de öldü. Melamiye-i Bayramiye tarikatının pirliğine yükselmişti. Bunun için halk tarafından Sarban Baba adı ile anılmakta ve türbesinde saygı görmektedir. Şiirlerinde (Kaygusuz)adını da kullanırdı. Üsküdar Selim Ağa kütüphanesinde, haşim Paşa defteri 87 numarada basılmamış divanı vardır.

Malkara'lı şair Nev'i: 1533 de Malkara'da doğmuştur. Bilgin, müderris ve şairdi. Saray'da şehzadelere hocalık etmiştir. Şiirleri daha çok tasavvuf yolunda olup arkadaşı Baki'nin şiirleri kadar güzeldir. Divanı ve ayrıca basılmamış bilim kitapları vardır. Ünlü şair, bilgin ve kadı Atayi (Ataullah) Nev'i'nin oğludur. O da şiirler ve değerli eserleri ile tanınmıştır.

Sadrazam Tekirdağ'lı Bekri Mustafa Paşa: Yeniçerilikten yetişmiştir. 1679'da yeniçeri ağası olmuştur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın idamından sonra bir aralık başkomutan olmuş, fakat başarı gösterememiştir. Kanije Valiliği, Seddülbahir Komutanlığı ve tekrar yeniçeri ağalığı yaptıktan sonra 1688 de sadrazam olmuştur. Fakat eğlenceye düşkün ve yetersiz bir vezir olduğundan iki yılı doldurmadan işinden çıkarılarak Malkara'ya gönderilmiş, iki ay sonra orada ölmüştür. 1690

Kaptanı Derya Tekirdağ'lı Gazi Hasan Paşa: Her ne kadar Cezayirli Gazi Hasan Paşa adı ile tanınmış ise de aslen Tekirdağ'lıdır. Büyük ve dikkatli bir tarihçi olan Cevdet Paşa ile Netayic-ül Vukuat yazarı Mustafa Paşa ve Enveri Tekirdağ'lı olduğunu bildirirler. Hasan Paşa 1715 de Tekirdağ'da doğmuştur. Çocukluğunda çok yaramazdı. Delikanlı olunca asker ocağına girerek Avusturya savaşlarına katıldı ve yiğitlikler gösterdi. Bu tarihlerde Garp ocaklarının İstanbul'daki temsilcileri kendi gemileri ile Marmara kıyılarını dolaşarak korsanlık edecek, gözü pek maceracı askerler toplarlardı. Hasan Avusturya savaşından dönünce böyle bir gemi ile Cezayir'e gitti. Ne yaman bir insan olduğunu daha yolda gösterdiği için çabucak parladı. Arapları yıldırdı ve düşmanları çoğaldı.

Bu durum karşısında III.Mustafa zamanında Türkiye'ye gelerek kaptan oldu. İşte bu sebeple kendisine Cezayirli Hasan denmiştir. Cezayirli Hasan Bey önce Ruslar'la yaptığımız Çeşme deniz savaşında büyük bir ün kazandı. Sonra Limni ve Midilli adalarını Ruslar'ın elinden kurtardı.

Çanakkale boğazını güven altına aldı. Kazandığı zafer ve başarı üzerine Üç Tuğlu vezir ve kaptanı derya oldu. Suriye'de Tahir Ömer, Mora'da Arnavut, mısır'da Kölemen beyleri isyanlarını bastırdı. 1788 Osmanlı-Rus savaşında Kaptanı Derya, Serasker ve Sadrazam olarak önemli hizmetler gördü. Çok yaman bir vezir olduğu için (Makam-ı saradeteşan ve herkesin havf helecan verdi). Tarihçi Vasıf onun için: "Gelir ol Vezir-i Kahir kılıcı bir elde kanlı Savul ey gönül yolundan ki yaman geliştir bu" demiştir. Sadrazamlığında yetmiş yaşında, fakat gücü yerinde idi. Devletin yönetimini kuvvetli pençesine aldı. Esaslı işlere girişti. Padişah III.Selim kendisine yolladığı fermanda "Sana istikbal-ı tam verdim. Cüzi ve külli umu-ı devleti dest-ı sadıkanene ihale ve tefviz ettim" dedi.

Hasan Paşa düşmanımız olan Ruslar'a ve Avusturyalılar'a karşı 1790 yılında Prusya ile bir ittifak hazırladı. Tam bunu imzalayacağı sırada Hummayı Muhrikaya tutularak 23 Mart 1789 tarihinde vefat etti. Gazi Hasan Paşa Namık Kemal'den sonra gelen en büyük Tekirdağ'lıdır.

O, devrinin Barbaros Hayrettin'idir. Baron de Tot ile işbirliği yaparak Deniz Mühendishanesini kurmuştur. Deniz erleri için kışla yaptırmıştır. Doğru, yiğit, korkusuz, güçlü bir devlet adamı idi. Arslana ve ata merakı vardı. Beslediği Arslanları yanında bağsız gezdirir ve yatırırdı. Atla kırk elli basamak çıkıp inerdi.

Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Namık Kemal

Tekirdağ'ın "Üç Kemaller Diyarı" olarak anılmasına neden olan ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK , Vatan Şairi Namık Kemal ve Şair Yahya Kemal Beyatlı nın Tekirdağ için ayrı bir önemi vardır. Kendilerine ait kısa bilgi:

Namık Kemal

Namık KemalBüyük vatan şairi Namık Kemal 1840 yılında 21 Aralık pazartesi günü (1256 yılı şevval ayı Pazartesi günü) sabaha karşı Tekirdağ'da doğdu. Babası müneccimbaşı Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. Tekirdağ'ın Camii Vasat (Orta Cami) mahallesi Hükümet caddesi üzerinde pembe boyalı, geniş bahçe üzerindeki bir bodrum ve üzerinde iki katlı evde, Namık Kemal'in dedesi Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağı muhassılı (mâli işlerle ilgili vali yardımcısı) Abdüllâtif Bey ile anne annesi Mahmude Hanım oturuyorlardı.

Adını Muhammed Kemal (Mehmet Kemal) koyan Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi, bina civarındaki Perşembe Tekkesi şeyhi idi. Devrin şairlerinden Tekirdağ'lı Arif Efendi: "Erdi şeref bu dehre Muhammed Kemal ile" mısrasını yazarak ona tarih düşürmüştü.

Dedesi Abdüllâtif Bey'in 4 yıl sonra, Tırhala'ya tayin edilmesi üzerine, Kemal ve ailesi ayni cadde üzerinde eski belediye binası bahçesinin bulunduğu yerdeki ahşap konağa taşındılar. Konak yıkıldıktan sonra bahçe köşesine İttihat Terakki milletvekili Mehmet şeref (Aykut) tarafından bir anıt dikildi.

İki yıl bu konakta kalan Mehmet Kemal, dedesinin Afyonkarahisar sancağına mutasarrıf tayin edilmesi sonucu ailece Afyona taşındılar.

1857'de İstanbul'a gelen Namık Kemal, divan geleneğine bağlı şairlerle ( Leskofçalı Galip, Yenişehirli Avni vb.) dost oldu. 1863'te Tercüme Odası'na girdi. Orada Şinasi ile tanıştı. Fransızcasını ilerletti. Şinasi'nin etkisiyle Batı Edebiyatını öğrenmeye yöneldi. Tasvi-ri Efkar'da yazmaya koyuldu. 1865'te Şinasi Paris'e gidince, gazetenin yönetimini üzerine aldı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne girdi. Şark meselesi'yle ilgili yazılarından ötürü gazete kapatıldı. 1867'de Ziya Paşa'yla Paris'e kaçtı. Oradan Londra'ya geçti. 1868' de Hürriyet Gazetesini çıkardı. İki yıl sonra İstanbul'a döndü. Üç arkadaşıyla İbret gazetesini kurdu. Gazete " Garaz Maraz " başlıklı yazısı dolayısıyla dört ay kapatıldı. Namık Kemal Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Dönünce yayıma devam etti. Bu sırada oynanan Vatan Yahut Silistre'yi halk coşkuyla karşıladı. Bununla ilgili olarak İbret'te yayımlanan yazı dolayısıyla hükümet ihtarda bulundu. Ertesi sayıda gazetede buna cevap verildi. Bunun üzerine Namık Kemal 1873'te Kıbrıs'a sürüldü.

38 ay Magosa Kalesinde hapis yattı. Birçok eserini orada yazdı. 1876'da Abdülaziz tahttan indirilince, salıverildi. İstanbul'a gelince şura'yı Devlet'te görevlendirildi. Kanun-ı Esasi Encümeni'nde çalıştı. Abdülhamit'e sunulan bir jurnal yüzünden tutuklandı, beş buçuk ay içeride kaldı. Beraat ettiyse de kurtulamadı. 1877'de Midilli Adasına sürüldü. Ardından 1879'da oranın mutasarrıflığına atandı. Daha sonra da 1884'de Rodos ve 1887'de Sakız mutasarrıflığına verildi. 2 Aralık 1888'de Sakız'da öldü. Mezarı Gelibolu, Bolayır'dadır.

MEHMET NAMIK KEMAL'İN SOYU

Baba soyu: Konyalı Bekir ağa, Topal Osman Paşa ( I.Sultan Mahmut zamanında ıran hükümdarı Nadir şah ile yapılan savaşta şehit düşmüştür ), Kaptan-I Derya (Bahriye nazırı) olan Ratip Ahmet Paşa, üçüncü Sultan Selim han'ın Baş Mabeyincisi şemsettin Bey, tarih ve nücüm (yıldız falı) ilmi bilginlerinden Mustafa Asım Bey'dir. Mustafa Asım Bey babasıdır.

Anne Soyu:Anne tarafından dedesi Abdüllâtif Bey, bugün sınırlarımız dışında kalan Koniçe'de doğmuştur. Anneannesi Mahmude Hanım olup, annesi Zehra hanımdır.

AFYON'DA GEÇEN GÜNLER

Mehmet Kemal, Afyon müftüsü Buharalı Hacı Velid Efendi'den Arapça ve Farsça dersler aldı. Afyon Mevlevi Tekkesi Neyzenbaşı Coşkun Dede'den tarikat usullerini öğrendi. I.şevval 1264 (31 Ağustos 1848) de annesi Fatma Zehra Hanımı kaybetti. Annesi, Afyon Mevlevi Dergahı bahçesine gömüldü. 1291 (1895 ) yılında çıkan yangında sandukası yandı. Halen mevcut olan kabir taşında; "Abdüllâtif Efendinin duhteri guzini…. ıle başlayıp Cennete bula Zehra hanım beka-yı râ'na 1264 yazıları bulunmaktadır. Afyon muhassıllığından Kütahya'ya tayin olan Abdüllâtif Efendi görevi sona erince ailece İstanbul'a gelmiş ve kendine ait Zeyrek Fil Yokuşu'ndaki eve yerleşmiştir. Kemal ilk olarak Bayezid rüştiyesine sonra Valide mektebine (Dar'ül Maarif) devam eder. Hocası Şakir Efendi'dir. Kemal, evde babasından özel olarak, Arapça ve Farsça lisanını öğrenmektedir.

Bu arada dedesi, Kıbrıs'a Kaymakam, oradan Mîr-ı Miran yani Beylerbeyi rütbesiyle Lâzistan sancağına tayin olur. Rütbesi paşalığa yükselmiştir.

NAMIK KEMAL KARS'TA

Dedesinin Kars'a mutasarrıf olarak tayini çıkınca, Kemal'de Kars'a gider. Kars'ta kalınan bir buçuk yıl zarfında, yaşlı şeyh Karslı şair ve müderris Vaizzade Şeyid Mehmet Hamid Efendi'den tasarruf ilmini, divan edebiyatını öğrendi. Vahdet-ı Vücud felsefesini ve Mıhiddin Arabi'yi, Mevlâna'yı inceleme fırsatını buldu. Kara Veli Ağa adındaki kır serdarından avcılık, atıcılık, cirit oyunu dersleri aldı. 1854 yılları Osmanlı devletinin birçok cephelerde savaştığı yıllardı. Oltaniçe, Çitane, Silistre ve Kırım savaşları birbirini takip etti. Sivastopol'un topa tutulması ile heyecanlandı. Balıkova, Elmalı, Gözleve'den gelen zafer haberleriyle sevindi. Karsta görevi sona dedesi ile İstanbul'a döndü. Babası Mustafa Asım Bey'den tarih şuurunu ve kitap sevgisini kazandı.

On ay sonra babasının Bulgaristan Filibe Malmüdürü, dedesinin Sofya Kaymakamı oluşu ile Sofya'ya gitti. Evlerine misafir olarak gelen şair Binbaşı Eşref Bey, Kemal'in yazdığı şiirleri okuduktan sonra bir mahlâsname düzenleyerek Namık adını taktı. Bundan sonra Namık Kemal olarak anılmaya başlandı.

EVLENİŞİ

1856'da 16 yaşında iken, Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendinin güzelliği ile meşhur 14 yaşındaki kızı Nesibe hanım ile evlendi. Bu evlilikten; Feride, Ulviye adli iki kız ve Ali Ekrem adında bir erkek çocukları dünyaya geldi.

İLK MEMURİYETİ

Sofya'da biraz Fransızca öğrenen Kemal; ailece İstanbul'a dönüşünden sonra ilk görevine stajyer olarak 1857 de başladı. Çalıştığı yer Bâb-ı Ali tercime odasıydı. 1858 de büyükannesi Mahmude Hanımı kaybeden Kemal, 1859 da dedesi Abdüllâtif Paşa'yı kaybetti. Bu arada ikinci evliliğini Dürriye Hanımla yapan babasının yeni evine Koca Mustafa Paşa'ya taşındılar.

Namık Kemal'i bundan sonra Emtia Gümrüğünde gene tercüme odasında, Encümen-i şuara'da, Şinasi'nin çıkardığı Tasvir-i Efkâr gazetesinde, Yeni Osmanlılar Cemiyetinde, gitmediği Erzurum Vali Yardımcılığında, Paris'te, Londra'da görüyoruz. Gittiği yerlerde ailesine, dostlarına mektuplar ve gazetelere makaleler yazan Namık Kemal, edebiyatı siyasi ve milli ülküsüne vasıta yapmakta, vatan ve milletin bir hürriyet rejimi içinde yaşaması fikrini savunmaktadır.

"Hürriyetsiz yaşamaktansa ölmek daha iyidir". Medeniyet, terakki en çok kullandığı kelimelerdir. Bankacılık ve özel teşebbüs fikrini savunan Kemal, Türkiye'de meşruti bir idarenin kurulmasını, idari ve sosyal reformların gerçekleşmesini istiyordu. Viyana üzerinden İstanbul'a önen Kemal, İbret Gazetesini çıkardıktan sonra Gelibolu Mutasarrıfı oldu.(26 Eylül 1872)

Gelibolu Mutasarrıfı'na 1914 yılında yanan üç katlı bir ev tahsis edilmişti. Namık Kemal, Gelibolu Mektuplarını bu konakta yazdı. Rumeli fatihi Gazi Süleyman paşa'nın Bolayırdaki kabrini ziyaret etti. Ebuzziya Tevfik Bey'e burada gömülmesini vasiyet etti.

Beş ay kadar Gelibolu'da kalan Namık Kemal, Gelibolu'nun su davasını halletti. Bazı sorunlara eğildi. Yahudi Meşatlığında olan bir olay bahane edilerek İstanbul'a tayin edildi. Piyes çalışmalarına başladı. 9 Nisan 1873'te Padişah Abdülaziz tarafından, Kıbrıs'a gönderildi. Bazı eserlerini orada tamamladı. 19 Nisan 1876 da İstanbul'a döndü.

NAMIK KEMAL TEKRAR İSTANBUL'DA

Namık Kemal'i bundan sonra 18 Eylül 1876 da Şurâ-i Devlet üyesi olarak Kânun-i Esasi Heyeti'ne dahil olduğunu görüyoruz. Hediye-i Askeriye Derneğinde, Sırbistan ve Karadağ'da çarpışan asker ve ailelerine yardım derneklerinde görev alan Namık Kemal, yayınlanan bir yazısı üzerine, Padişah Abdülhamid'e verilen jurnal sonucu mahkemede yargılandı.

Davadan beraat eden Kemal, Hazine-i Hassa'dan 50 sarı lira aylık verilmek suretiyle Midilli adasına gönderildi.

NAMIK KEMAL'İN MİDİLLİ GÜNLERİ

Midilli'den dostlarına Osmanlı devletinin tutması icap eden yolu gösteren mektuplar yazdı. Damadı Rifat Bey'e yazdığı mektuplar neşredildi. II. Abdülhamid'in iradesiyle iki buçuk yıl sonra Midilli Mutasarrıfı oldu. 18 Aralık 1879 dan itibaren yaptığı görev sonucu yabancıların yaptığı kaçakçılıkları önledi. Hazine gelirini arttırdı. Midilli de 20 Türk ilkokulu açtı. Türk'lerin hayat seviyesini yükseltti. Adalarda yaşayan Türk ahalisinin sorunlarını dile getiren bir rapor hazırlayıp Bâb-ı Âli'ye sundu.

Midillide yabancı balıkçıların menfaatine set çekmesi ve kaçakçılığı önlemesi, İtalyanların hoşuna gitmedi, yerli Rumlar ile menfaatleri zedelenen eşraf ve kaçakçılar imza toplayarak Kemal'i şikayet ettiler. Midillide 7 yıl 4 ay kalan Kemal, 15 Ekim 1884 te Rodos Mutasarrıfı oldu. Sultan Abdülhamit tarafından Bâlâ rütbesi nişanını alan Kemal Rodos'ta gene padişahın imtiyaz madalyasıyla onurlandırıldı.

Rodos adasında Türk ilk ve ortaokullarını açtı eğitime ve öğrenime önem veren Kemal, burada bazı eserlerini yazarak İstanbul'da neşretti.

Rodos'ta başarılı geçen 3 yıl sonunda Sakız Adası Mutasarrıfı oldu.

SAKIZ ADASI VE ÖLÜMÜ

Namık kemal Aralık 1887 de Sakız'da göreve başladı. Havası kuru olan adada rahatsızlandı. Aslen Rum fakat iyi bir hekim olan dostu Dr. Ornştayn tedavi etti. Ölümüne yakın bir zamanda oğlu Ali Ekrem'e verdiği imzalı fotoğrafta şu şiiri yazdı;

Namus ile irfanı yetişmez mi mükâfat,
İkbal yolu gerçi Kemal'in kapanıktır.
Çok ak göremezsende sakalında,
Elminnetüllillah yüzü ak, alnı açıktır.

2 Aralık 1888 pazar günü ikindi vakti ölen Namık Kemal, Sakız adasında bir cami-i şerifin haziresinde gömüldü ise de arkadaşı Ebüzziya Tevfik Bey'in saraya yaptığı müracaat sonucu kabir açılmış ve kurşunlanan tabut, Eser-i Nüzhet isimli vapurla Sakız adasından Gelibolu'ya getirilmiştir. Gelibolu'da Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa'nın Bolayır'daki kabri yanına törenle gömülmüştür. Namık Kemal'in kabrinin projesi şair Tevfik Fikret tarafından çizilmiş, kubbeli olarak inşa edilen mezarın masrafları ise Sultan Abdülhamid tarafından ödenmiştir.

1912 depreminde sütunlar zedelendiği için halen mermer kaplı bir kabirde bulunmaktadır. Kabir taşında fatiha ile birlikte merhumun aşağıdaki beyti yazılıdır.

"Ölürsem görmeden millette ümmid ettiğim feyzi,
Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahzun ben mahzun."

NAMIK KEMAL'İN VÜCUD YAPISI

Oğlu Ali Ekrem Bey'in ifadesine göre, Namık Kemal, kocaman başlı, yüksek alınlı, pembe çehreli, irice burunlu, güzel ağızlı, kırk yaşından sonra koyulaşmış uzun kumral sakallı, orta boylu, şişmanca, omuzları geniş, elleri ve ayakları küçük bir adamdı. Pek az hiddetlenir, fakat hiddetlendiği zaman bu hal hem uzun sürer, hem burnundan kan gelirdi. Hiç süs sevmezdi. Gayet sade giyinir, az yemek yer, az uyurdu. Müzmin bronşit rahatsızlığı olduğu için sesi biraz kısık çıkmasına rağmen kalın bir sese sahipti.

FİKİRLERİ, SANATI, YAZILARI, ŞİİRLERİ

Namık Kemal, Vatan, Millet, Hürriyet, İstiklal kelimelerini fikir hayatımıza, edebiyatımıza sokan, bunları bir sistem halinde ifade eden ilk düşünürümüzdür.

O şuurlu bir vatanseverdir. "Osmanlı milleti" veya sadece "millet" derken, yalnız "Türk"'ü düşünüyordu. İmparatorluğun karışık durumu "Türk" kelimesini her zaman açıkça söylemek imkânını vermiyordu. Milli davalar üzerinde konuşurken, "Osmanlı" yerine "Türk"ü kullanmış ve böylelikle hangi millet için çalıştığını ve hangi millete mensup olmakla övündüğünü açıkça meydana koymuştur.

Namık Kemal'in en büyük hizmeti, Vatan aşkını, Milliyet duygusunu, Hürriyet sevgisini şiire sokmasıdır.

Bir konu hakkında şahsi fikirlerini beyan eden ilk yazarımız, Namık Kemal'dir. Mir'at, Tasvir-i Efkâr, Muhbir, Basiret, Diyojen, İbret, Hadika, İttihat, Sadakat, Vakit, Muharrir, Mecmua-i Ebuzziya gibi çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. Tasvir-i Efkar, Hürriyet ve İbret gazetelerinde sahip ve yazardı.

Londra'da 1868 yılında çıkardığı Hürriyet Gazetesinin 1 nolu nüshasında:

"HÜRRİYET (Yeni Osmanlılar) HUBB-ÜL-VATAN MİN-EL İMAN (Vatan sevgisi imandandır).

Herkesin vatanı ki, mensup olduğu cemiyetin meskenidir. Dünyada her şeyden ziyade muhabbetine mazhar olmasun mu?

Vatan o mün'im kerimdir ki hanedan-ı atıfetine gelenler, aç, aciz, çıplak gelir, sayesinde beslenir, sayesinde giyinir, hayatından, hürriyetinden sayesinde istifade eder…Lâyıkmıdır ki vatanını bedeninden aziz tutmasın?

Ya Osmanlılar bu mukaddes vazifeyi herkesten ziyade yerine getirmeye çalışmasın ki, Vatan denilen ilâhi nimet onların kılıçlarının hakkıdır.

Bu uğurda şehid olan ecdadımızın kemikleri topraktan çıkarılsa mülkün her sahrasında nice ehramlar ve hürriyetimizi düşman taarruzundan muhafaza edebilecek kadar istihkâmlar yapılabiliyor.

Bir kere tarihlere ibretle bakılsın. NE BÜYÜK DEVLET İDİK.NE AZAMETLİ ÜMMET İDİK….

Türk'ler o millet değilmidir ki? Medreselerinde FARABİLER; İBN-I SİNALAR GAZALİLER, ZEMAHŞERİLER ÇIKIP HÜNERLERİNİ İLİMLERİNİ KABUL ETTİRMİŞLERDİR……CİHAN İTİBARINI BULMUŞ BİR MEMLEKET, MAARİFİN EN SADELERİNE BAKIP MUCİZELER GÖRMÜŞ GİBİ HAYRAN OLUYOR…….."

Vatan makalesinde:

"Beşiktekiler beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler geçimlerini sağladıkları yerleri, ihtiyarlar her şeyden ellerini çekerek rahat ettikleri köşelerini, evlâtlar annelerini, baba ailesini ne duygularla severse, insan da vatanını o türlü duygularla sever"……

Bu duygular ise, sırf sebebsiz bir tabii meyilden gelmez. İnsan vatanını sever; çünkü tabiatın bize en parlak hediyesi olan bakışlarımız, daha gözlerimizin ilk açılışında, vatan toprağına yönelir.

İnsan vatanını sever; çünkü vücudunun maddesi vatanın bir parçasıdır.

İnsan vatanını sever; çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı, menfaati vatanın sayesindedir.

İnsan vatanını sever; çünkü vatanın çocukları arasında dil ve menfaat birliği, bir gönül yakınlığı ve fikir kardeşliği vardır.

Namık Kemal, dağılmakta olan imparatorluğu kurtarmak istemiştir. Ona göre; Osmanlı (Türk) bayrağı altında yaşayanların hepsi tek millettir. Irk, dil, din ayrılıkları bir devlet çatısı altında birleşmeye engel değildir. Aynı vatanda, ortak menfaatler içinde eşit haklarla yaşayan insanlar bir millet oluşturur.

İktisadi görüşlerinde ise;

Vergi adaleti sağlanmalı, gümrük serbestisi ve kapütülasyonlar kalkmalıdır. İktisadi kalkınma ancak çok çalışarak, üretim artışı yapılarak sağlanabilir. Topyekün kalkınmayı sağlamak için eğitime önem verilmelidir. Kadınlar okutulmalı ve meslek öğrenip iş hayatına atılmalıdır. Milli bir iktisâdi politikamız olmalı, yerli tüccar ve sanayici zümresi oluşmalıdır, yerli bankalar kurulmalı, yeni okullar açılarak son teknolojiyi öğrenmiş gençler yetiştirilmelidir. Osmanlı ticaret ve sanayiini engelleyen 1838 anlaşmaları iptal edilmelidir. 1850'li yıllar sonrasında artan borçlarımızı işaret ederek, borçlanmamız sonunda siyasi bağımsızlığımızın kaybolacağını makalelerinde dile getirmiştir.

Tanzimatçılar borçlarını ödeyemez duruma düşünce yeniden borç almalarını eleştirmiştir.

Namık Kemal, ülkenin tabii gelir kaynakları olan sanayi ve ticaret üzerinde durmuştur. Ona göre; Ziraat, sanayi, ticaret milli servetin üç kaynağıdır. Halkın büyük bir kısmı geri teknoloji ile ziraat ve ticaret yapmaktadır. Sanayimizin teknolojisi eskimiştir. İmparatorlukta can ve mal güvenliğini tehdit eden iç isyanlar sebebiyle ziraatla uğraşacak pek az genç insan kalmıştır. Gittikçe ağırlaşan vergiler yüzünden geçim sıkıntısına düşen köylüler yeni geçim kaynakları aramak üzere topraklarını terketmek zorunda kalmışlardır.

Çiftçilerimizi tefecilerin elinden kurtarmak için uzun vadeli ucuz kredi sağlanmalıdır. Yerli ticaret baltalanmış, esnaflık yok olmuş, dükkanlar kapanmış, tezgâh ve dükkan sahipleri devlet kapısına girmeye başlamışlardır.

Edebiyatı, siyasi ve milli düşüncelerine vasıta yapan Namık Kemal, milletin hürriyet rejimi içinde yaşaması fikrini savunuyordu. Medeniyet ve terakki en çok kullandığı kelimelerdi.

Bankacılık ve özel teşebbüs fikrini savunan Kemal, Türkiye'de meşruti bir idarenin kurulup sosyal reformların gerçekleşmesini istiyor ve çalıştığı gazetelerde bu fikri işliyordu.

Midilli adasında Vali olarak görevli olduğu esnada, Padişah Abdülhamid'e yazdığı yazıda;

Midillide birkaç ilkokul ve ortaokul vardır. Okullar harap, öğretmen sıkıntısı vardır. Türk vakıflarına ait binalar kullanılmaz durumdadır. Midilli'nin her köyünde ilkokullar açılması, buralara öğretmen gönderilmesi, Ortaokullarda askeri okul eğitimi verilmesi, yatılı sınıfların açılması, deniz kaptanı yetiştirecek denizcilik okulu açılması icab etmektedir.

Zeytinciliğin ihyası için çiftçi himaye edilerek, tefeci elinden kurtarılmalı, banka şubeleri açılarak zeytinden alınan vergi azaltılmalıdır. Gümrükte vergi usulleri ticarete engel olmaktadır. Adli ve dahili teşkilât ele alınmalı yeniden yapılanmalıdır.

Midillide toplanan vergiler orada harcanmalı ve kaçakçılık önlenmelidir.

Rodos adasında okul ve cami azdır. Halk fikirce yükselmemiş, din terbiyesi almamıştır. İki yerde okul açılmış üçüncü köyde ne okul ne cami vardır. Rodos'un elden çıkmaması için siyasi ve kültürel bakımdan kuvvetlendirilmesi gerekir.

NAMIK KEMAL VE TÜRK DİLİ

Namık Kemal'e göre Türk şairi olmak için Türk olmak yeterli değildir. Aynı zamanda Türk'çe yazmış olmak şarttır. Yunan, Arap, İran edebiyatı karşısında bir Osmanlı değil, Türk edebiyatı vardır. Milliyet kültür demektir, tarihimizin uzun bir devresi içinde milli kültürümüzü, sanatımızı ve dilimizi ihmal ettiğimizi söyleyerek, bu husustaki düşüncelerini şöyle açıklar:

"Dil ve kültür, milli bağı kuvvetlendiren en büyük iki güçtür. Halk diline girerek Türkçeleşmemiş ne kadar yabancı kelime varsa, dilimizden kesinlikle atılmalıdır. Konuşma ve yazı dili, milli dilimiz Türkçe'nin yapısına göre oluşturulmalı, edebiyatımız ve dilimiz üzerindeki acem dili ve edebiyatının tesiri süratle kaldırılmalıdır."
Harf meselesi üzerinde de duran Namık Kemal, o yıllarda kullandığımız harflerin Arap harfi olduğunu belirterek, halbuki biz Türk'üz bizim kendimize göre bir harfimiz olmalıdır der.

NAMIK KEMAL VE MUSTAFA KEMAL

Namık Kemal'in eserleri ve fikirleri yönünden en çok tesir ettiği kişilerin başında, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk gelir.

Mustafa Kemal'in, Namık Kemal'i tanıması ve fikirlerini benimsemesi Manastır askeri lisesinde öğrenci iken yakın arkadaşı Ömer Naci sayesinde olmuştur. Ömer Naci'nin, Mustafa Kemal'e okuması için verdiği kitaptaki şiirde Namık Kemal imzalı şu mısralar vardır:

Vücudun kim hamîr-i mâyesi hâk-i vatandandır.
Ne gam râh-ı vatanda hâk olursa cevr-ü mihnetten.
(Vücudun mayasının hamuru, vatan toprağındandır; onun için, vatan yolunda eziyet ve sıkıntılarla toprak olursa, bunda üzülecek ne var.)

Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,
Yoğ imiş kurtaracak baht-ı kara maderini.
(Düşman, vatanın bağrına hançerini dayadı; ama kara talihli bir ana olan bu vatanı kurtaracak kimse yok imiş) diye inleyen vatan şairine, 24 Aralık 1919 da Kırşehir Gençler Derneğindeki ve daha sonra 13 Ocak 1921 de Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden seslenen Gazi Mustafa Kemal Paşa;

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur, kurtaracak bahtı kara mâderini.

Mısraları ile cevap vermiştir.

Atatürk'e tesir eden başka bir eserde Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre piyesi ve piyeste geçen şarkı sözleridir.

Yâre nişandır tenine erlerin
Mevt ise son rütbesidir askerin…. Mısraları okunurken Mustafa Kemale söylediği sözde yatmaktadır.

"NAMIK KEMAL BENİM DUYGULARIMIN BABASIDIR" (Bu söz Atatürk tarafından şöyle ifade edilmiştir:" Benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi, Duygularımın babası Namık Kemal, Fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp'tir der."

Sözleri, Atatürk'ün değer verdiği: Vatan, Milliyet, Hürriyet, Medeniyet, Aile, Hukuk gibi kavramlar üzerinde yaptığı çalışmaların bir zamanlar Namık Kemal'in üzerinde durduğu fikirler olduğu açıkça görülmektedir.

NAMIK KEMAL'İN ESERLERİ

Divan, İntibah, Sergüzeşti Ali Bey, Cezmi, Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celâleddin Harzemşah, Kara Belâ, Evrak-ı Perişan, Tercüme-i Hâl-i Emir Nevruz, Bârika-i Zafer, Devr-i İstila, Kanije, Silistre Muhasarası, İslam Tarihi, Osmanlı Tarihi Mukaddimesi, Osmanlı tarihi (üç cilt), Tahrib-i Harabat, Takip, İrfan Paşa'ya Mektup, Mukaddeme-i Celâl, Ernest Rönan'a cevap, Cümle-i Müntahabe-i Kemal, Müntahabat-ı Tasvir-i Efkâr, Ahmet Mithat'a Mektup, Bahar-ı Daniş, Rüya, Hürriyet, İbret, Tasvir-i Efkâr ve diğer gazete koleksiyonu.

TEKİRDAĞ'DA NAMIK KEMAL ADINI TAŞIYAN YERLER

  • Namık Kemal Derneği
  • Namık Kemal Evi
  • Namık Kemal Parkı
  • Namık Kemal Heykeli 1949 yılında Heykeltraş Ali Hadi Bora tarafından yapılarak, Tekirdağ Belediyesi tarafından dikilmiştir.
  • Namık Kemal Anadolu Lisesi
  • Namık Kemal İlköğretim Okulu
  • Namık Kemal Heykeli Sahil parkında
  • Namık Kemal Bölge Tiyatrosu Tekirdağ Belediyesi bünyesinde
  • Namık Kemal Caddesi
  • Namık Kemal anıtı 1908 yılında Edirne (Tekfurdağ) Milletvekili Mehmet şeref Aykut tarafından yaptırılmıştır.
  • Namık Kemal İlk Halk Kütüphanesi
  • Namık Kemal Üniversitesi
  • Namık Kemal Stadyumu
  • Namık Kemal Vergi Dairesi
  • Namık Kemal Ormanı Tekirdağ-Muratlı yolu üzerinde
  • Namık Kemal Viyadüğü Edirne-İstanbul çevre yolu üzerinde
  • Namık Kemal Bölge Tiyatrosu
Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Tarihi Köyler

UçmakdereTekirdağ ilinde 1876’dan önce 142 Türk köyü ve 45 Rum köyü vardı. Bugün Tekirdağ ili köy ve çiftlik adlarının yüzlercesi eski yörük boy, oymak ve obalarının adını taşımaktadır. Anadolu’nun dört bir bucağından gelen çok sayıda Türkler Osmanlı Devletinin kuruluş devrinde Tekirdağ ili topraklarına gelip yerleşmiş olduklarından bugünkü köy, çiftlik adlarımızın arasında Oğuzlar’a, Oğuzlar’ın ana dallarından Avşarlar’a ve Beydililer’e, danişmentliler’e, dulkadirliler’e veya Bozoklar’a, Karamanlılar’a, Saruhanlılar’a, Aydın ve Karesi Oğulları’na, suriye ve İran Yörüklerine ait olanlar çoktur.
Bunlara birkaç örnek verelim:

Avşarlar’dan: Gündüzlü,İnanlı, kılıçlı

Beydililer’den: Karaçalı (Karacalu), güneşli (Güneçli), Ulaçlu (Ulaş)

Danişmentliler’den: (Karasi oğulları):Danişment, hacılar, Kaşıkçı Dulkadir veya

Bozoklar’dan: Yuva,Çanakçılı, sırınsıllı (Sırınsı)

Karaman Oğulların’dan: Davudlu,Şerefli, karacagür (Karacakürt)

Saruhanlılar’dan: Doğucalu, Deliler, Karahalil, Kuyucu, Sarılar

Suriye Yörüklerinden: Araplı, Demirli, Güveçli, Kadı, Sofu

İran Yörüklerinden: Bayramşah, kazancı, salık (Sağlık)

Oğuzlardan: Kayı ve Karaevli

Gün Han;Yazır, Ay Han; Avşar, yıldız Han; Kınık, Deniz Han kolundandır.

OĞUZLAR
BOZOKLAR
ÜÇOKLAR
GÜN HAN
AY-HAN
YILDIZHAN
GÖK HAN
DAĞ HAN
DENİZ HAN
1-Kayı
2-Bayat
3-Alkaevli
4-Karaevli
1-Yazır
2-Döğer
3-Dodurga
4-Yaparlı
1-Avşar
2-Kızık
3-Beğdili
4-Kargın
1-Bayındır
2-Peçenek
3-Çavundur
4-Çepni
1-Salur
2-Eymür
3-Alayundlu
4-Yüredir
1-İğdir
2-Büğdüz
3-Yıva
4-Kınık


Ayrıca Gündüzlü, Osmanlı, Danişment, Çavuş gibi muhtelif Oğuz oymaklarının Birleşmesinden doğan yeni boyların adlarını taşıyan eski Türk köyleri de vardır.

Sultan Orhan’ın ve I.Murat’ın komutanlarından bazıları da adlarını köylerimize bırakmışlardır. Kutlubey, İnebey, İnecikbey, Doğuca, Balaban, Kara Demirtaş, İlyas Bey, Müstecep Subaşı, Sarıca Paşa, Ahmet Çavuş, Kara Mukbil, Paşa Yiğit, Pazarlı Doğan, Firuzbey, Kutluboğa, Ahmet Bey, Sevindik, Balaban ve Paşa Yiğit Rumeliye ilk geçen komutanlardandır. Bu adlar “köy” adı olduğu zaman sonlarına -li, -lı ekleri gelmiştir.

Bundan başka Müsellim ve Seymenli adlarında iki köy vardır ki, Müsellim; yol, köprü, siper, tamir ve inşaatı için savaşta toplanan askerdir. Seymen yeniçeri ortalarının ayrıldığı üç kümeden biridir.

Yine Ağaçalı köyünün de aslen önemli bir Oğuz boyu olan (Ağaç eri)olması Rumeli’ye geçen bu boy tarafından kurulması muhtemeldir.

Bunlar gösteriyor ki ilde kurulan yerleşim birimlerinin isimleri eski Türk boyları ve kahramanlarının birer hatırasıdır.

OĞUZLAR BOZOKLAR ÜÇOKLAR

1876 yılı Tekirdağ ve ülkemiz için bir dönemeçtir. Osmanlı İmparatorluğu Ruslara karşı büyük bir yenilgiye uğramış, Balkanlardaki geniş topraklardan çekilmek zorunda kalınmıştır. Bunun üzerine Bulgaristan’dan binlerce Türk Tekirdağ’a göçmüş ve 1876’dan sonra il’de birçok köy kurulmuştur. Osmanlılar devrinde ilin aldığı en büyük göç budur. Bulgaristan göçmenleri o vakte kadar hemen hemen bomboş olan Saray ilçesine 24 köy kurarak canlandırdılar.

Mesela Bulgaristan Servi kasabası halkı Kaşıkçı, Kazandere, Ferhadanlı, Sağlamtaş (Bukurova), Çerkezköy, Servi adlarında; Lofçalılar, Danişmend ve Kadriye adlarında iki köy kurdular. Malkara’nın Sarıyer köyü hicri 1276’da Kazanlı Türkler tarafından kurulmuştur. Fakat 1876’da Rusların katliamına uğradılar. Ve yerlerini Bulgaristan göçmenleri doldurdu. Çorlu’nun Şahbaz, Yakuplu, Saray’ın Büyük Manika, Tatarlı, Sahra Hayrabolu’nun Emiryakup köylerini Kırım Türkleri (Tatarları), Çerkezköy ve Dambasları Çerkezler kurdu. Cumhuriyet devrinde hepsi Çorlu’da bulunan 12 göçmen köyü daha kuruldu.

Üst Kategori: Tekirdağ
Kategori: Tekirdağ (Süleymanpaşa)

Bölümler

  • Şehirlerimiz +

    Trakya Şehir Tanıtımları Devamı
  • İstatistikler +

    Trakya hakkındaki ayrıntılı bilgiler. Devamı
  • Haberler +

    Güncel Trakya haberleri. Devamı
  • 1. Balkan Savaşı +

    1nci Balkan Savaşının tüm ayrıntıları Devamı
  • Fotoğraflar +

    Fotoğraf Galerileri Devamı
  • Türküler +

    Trakya Türküleri Devamı
  • Linkler +

    Trakya içerikli siteler Devamı
  • Karayolları Haritası +

    Türkiye Karayolları Haritası Devamı
  • 1